AnasayfaYazarMehmet Ekrem Ceylan, Victory Dergi sitesinin yazarı

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/10/green-e1635503110686.jpg

Taraftar olma üzerine binlerce yazı yazılmış ve yazılmaya devam edilmesi çok mümkündür. Neticede, içerisinde sayısız duygu barındıran bir realitedir taraftarlık. İlk akla gelen bazı kavramlar olan; coşku, sevinç, heyecan, üzüntü vb. ruh hallerinin tümünü bir kapsayıcılığı vardır. En temelinde koşulsuz aidiyeti barındıran bu ruh hali yeri geldiğinde hayatın merkezine oturabilecek konuma bile ulaşır. Taraftar olan kişinin hikâyesi çoktur. Eh, dedik ya duygu durumlarının çoğunu bu yolla mutlaka tatmıştır diye. “Futbolla yatıp futbolla kalkan” tabiri öyle...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/09/way-back-4-1280x720.jpg

“Ne kadar değişirsen değiş; nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı. Ne kadar terbiye etsen de susturamazsın içindeki canavarı. Nereye gidersen git şunu unutma: Herkes, gün olur evine geri döner.” Türk televizyon tarihinin iz bırakan figürlerinden biri olan Ramiz Karaeski (namı diğer Ramiz Dayı) söylüyor yukarıdaki cümleleri. Hayatın çıkmazlarından, dipsiz kuyularından birini söylüyor aslında. Hiçbir fert yoktur ki gittiği her yerde aynı aitlik hissine kapılsın, aynı evde hissetsin… Tüm insanlar kafalarını mutlu hissettikleri yere çevirir...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/08/WhatsApp-Image-2021-08-19-at-14.45.13-1-1280x720.jpeg

Sporcular için hayatın sanıldığı kadar kolay olmadığı herkesin malumu. Genç sporcular için hayat daha da zor. Fiziksel gelişimlerinden, psikolojiyi yönetme süreçlerine kadar hızlı bir ilerleme katetmeleri istenir onlardan. İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü’nün genç futbolcusu Abdulkadir Çelik de, Türkiye’de genç sporcu olmayı ve kariyer planlamasına kadar her şeyi Victory’ye anlattı. Abdulkadir Çelik’in futbol ile tanışma hikâyesi nasıl başladı? İstanbul’da doğdum ve 8 yaşına kadar orada yaşadım. Sonrasında Şanlıurfa’ya taşındık. Dayım da eski bir sporcuydu. 10 yaşımdayken...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/08/backtothefuture-1980x1080-1-1280x720.jpg

Her insanın film zevki, sevdiği film türü birbirinden farklılık gösterir. Kimi toplumsal gerçekçiliğin en sert şekilde yüzüne çarpılmasını sever; kimi de, “Hayatın gerçekleri yetmedi mi be?” diyerek gerçeküstü hikâyeleri sever… Bazıları iliklerine kadar üzüntüyü hissetmeyi isterken bazısı, “Ayyyy içim şişti!” der bu filmlere ve komedi izlemekten hoşlanır. Yıldız gibi parlayan filmler tam da bu noktada ortaya çıkar. Açalım hemen… Bazı filmler, fantastik dünyalar izlemekten hiç hoşlanmayan Mehmet Amca’ya; “Hmmm bu iyiymiş ya yeğenim!” dedirtebilir. İşte...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/07/pg-24-chariots-1-rex-1280x720.jpg

Başarı hikâyeleri herkes için ilham kaynağıdır. Kimisi bu hikâyeleri okumayı sever, kimisi bizzat hikâyedeki kahramanı kendisine örnek alır. Hatta kimisi etrafına anlatır, “Ulan şu işe bak, Navratilova sol eliyle çalışa çalışa solak olmuş be!” diye… Her başarı hikâyesi, illaki hayat akışında bazı durumlara benzerlik gösterir. Fakat her bir başarılı insanın arkasındaki başarılı olma psikolojisi de farklıdır. Sonuçta spor müsabakaları yalnızca fiziksel boyutlarıyla ele alınamaz. Esasında her biri çok güçlü bir mental psikoloji ister. Çünkü aynı...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/07/B205CDA8-C02D-4DB2-9640-3E3C541DE5DF2366-1280x720.jpg

Fatih Arda İpcioğlu’nun Erzurum’da başlayan hikâyesi olimpiyatlara kadar uzandı. Kayakla atlama branşında, ülkemizi çeşitli organizasyonlarda temsil etti ve etmeye devam ediyor. Fatih Arda, kariyer hikâyesini ve birçok deneyimini dergimiz Victory için anlattı. Genç yaşınıza rağmen Dünya Şampiyonası, Dört Tepe Turnuvası, sonra da Kış Olimpiyatları’nda kayakla atlama branşında Türkiye’yi temsil eden ilk sporcu oldunuz. Bu spora başlarken bu ilklere imza atacağınızı hayal ediyor muydunuz? İlk olmanın verdiği his nasıldı? Bu spora başlarken tabii ki bu kadar...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/06/image-1280x720.jpg

Herkes kendi hayatının başrolüdür. Bazı karakterler ise etraflarındaki insanların hayatlarında da yardımcı oyuncu değil, başrol olurlar. Bir biyografik anlatı olan Cinderella Man filminde de böyle bir karakter üzerinden olaylar akar. Başrol üzerinden yani! Yanlış anlaşılmasın, yalnızca filmin başrolü değil, herkesin başrolü üzerinden! Film, açılışını 1920’li yıllarda yapıyor. Kahramanımız; James J. Braddock (Russell Crowe). Bir muadili henüz ortaya çıkmamış bu boksör, hem ağır sıklet hem de yarı ağır sıklette çıktığı 21 maçın hiçbirini kaybetmiyor. Tam 16...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/05/robert-de-niro-1-1280x720.jpg

Bir sporcunun vedasını gözünüzde nasıl canlandırırsınız? İlk akla gelen, yaşı geldiğinde emeklilik kararı alması ve kalabalıklar önünde bir jübile yapması olur. Ya da şansı yaver gitmemişse sakatlıklarından dolayı kariyerine son vermek zorunda kalır. Raging Bull filminde ise öyle bir sporcu ile karşılaşıyoruz ki kariyerine devam etmesine herhangi bir engel yok. Fiziksel bir sıkıntısı söz konusu değil. Yaşı da rahatlıkla devam etmeye müsait. Ringe çıktığı birçok mücadeleden galip ayrılıyor. Hatta, bir dönem ringleri kasıp kavuran Sugar...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/04/MONEYBALL_5-1280x700.jpg

Herkes gibi dönem dönem hayatın derinliklerine daldığımda, “Değişmeyen ne kaldı?” diye de kendime sormadan geçemem. Düşünür dururum uzun uzun. Cevap bulması da pek kolay bir soru değil. Belki Zidane’ın kazanmaya, “winner” ceketini giymeye devam ediyor oluşu cevap olabilir. Belki de Erol Evgin’in peruğunun duruşu… Nihai olarak değişimin kaçınılmazlığına ikna olmak zor değil. Bir değişim rüzgârını bize anlatan Moneyball filmi de bu yüzden ilk izlediğimden beri ilgimi çekmiştir. Merceğimizi Moneyball filmine doğru çevirirken malum sözün* sahibi...

https://victorydergi.com/wp-content/uploads/2021/03/michael-caine-bobby-moore-escape-to-victory_wo8aua91cxik11lil8bjk68si-1280x720.jpg

 “Şimdi gidersen bir maçtan daha fazlasını kaybedeceğiz, Hatch” Bu cümle, kendini gerçekleştirme çabası içerisindeki bir grup insanı anlatan Victory filminin en can alıcı repliği! Kazanmanın yalnızca skordan ibaret olmadığını, verilen mücadelenin insanın hangi var oluş derinliklerini temsil ettiğini anlatan filmin… John Huston imzasıyla 1981 yılında çekilen ve Türkçe çevirisi Zafere Kaçış olarak karşımıza çıkan bu filmle ilgili, esas anlatmak istediğim derinliklere girmeden evvel kabaca filmin konusundan bahsetmekte yarar var. Hikâye, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından...

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin