FutbolSanatGreen Street Hooligans: Son Bir Aşk Gibi

Mehmet Ekrem Ceylan3 hafta önce17 dakika

Taraftar olma üzerine binlerce yazı yazılmış ve yazılmaya devam edilmesi çok mümkündür. Neticede, içerisinde sayısız duygu barındıran bir realitedir taraftarlık. İlk akla gelen bazı kavramlar olan; coşku, sevinç, heyecan, üzüntü vb. ruh hallerinin tümünü bir kapsayıcılığı vardır.

En temelinde koşulsuz aidiyeti barındıran bu ruh hali yeri geldiğinde hayatın merkezine oturabilecek konuma bile ulaşır.

Taraftar olan kişinin hikâyesi çoktur. Eh, dedik ya duygu durumlarının çoğunu bu yolla mutlaka tatmıştır diye.

“Futbolla yatıp futbolla kalkan” tabiri öyle haybeye söylenmiş değildir aslında. Bazı şehirlerin de varoluş mücadelesidir bu.

Şehir demişken… Geçtiğiniz yolları gözünüz arıyor olabilir ama şehir asla uzakta kalmaz!

Çünkü şehirler, yaşayan birer organizmalardır. Yaşayan organizmalar üretmek durumundadırlar. Elbette şehirler de üretmekten muaf değildir. Bazı şehirler, içerisinde barındırdığı nüfusu bir arada tutacak bir şeylere sahiptir. Bu “bir şeyler” dediğimiz kavramın içini pek çok şekilde doldurabilirsiniz. O şehrin futbol takımları da doldurulabilecek incir çekirdeklerinden biridir.

Dolayısıyla taraftarlığı sosyolojik bir gerçek olarak düşünmemek, taraftarlığı çok eksik yorumlamak olur.

Şehirlere devam edecek olursak, futbolun beşiği olarak kabul gören İngiltere’nin tüm şehirlerinde taraftarlık kültürü doğanın kanunu gibi. Fakat her şehir yalnızca o şehrin bir takımı üzerinden aidiyet bağı kuracak değil ya! Liverpool, Manchester gibi şehirler vardır ki şehrin iki büyük takımı yüz binlerce taraftarı barındırır.

Elbette ki Londra ise bunun en keskin örneğidir. Fazlasıyla kozmopolit bir Avrupa başkenti olan Londra’nın içerisinde de kökleri çok uzun futbol takımları mevcut. İşte biz onlardan birini bu yazıda konuşalım: West Ham United.

Green Street

Yeşil Sokak Holiganları

2005 yapımı olan Green Street Hooligans filmini referans olarak alalım. Filmde, Harvard Üniversitesi’nden atılan bir gazetecilik öğrencisinin, Londra’ya ablasının yanına gitmesinin ardından taraftar kültürünü tanıması anlatılır. Amerikalı olan Matt Buckner (Elijah Wood), beyzbolun futboldan daha iyi bir spor olduğunu savunan ve futbolu “soccer” olarak tanımlayan mülayim bir insandır. Fakat Londra’da eniştesinin kardeşi olan Pete Dunham (Charlie Hunnam) ise, son derece sert ve kendisini son derece West Ham United’a adamış bir holigandır. Hatta adanmışlığının West Ham United’a değil de filmdeki adıyla Green Street Elite’e olduğunu söylemek daha doğru olur. Nam-ı diğer Yeşil Sokak Holiganları’na yani. Filmin dışında ise bu grubun “İnter City Firm” (İCF) olduğu biliniyor.

Bir senaryo içerisinde kuşkusuz bir şekilde çatışma olması istenir. İşte Green Street Hooligans filminin çatışması da yukarıdaki paragraftan ortaya çıkan iki zıt karakterdir. Zamanla dostluğa dönüşen bu ilişki içerisinde biz film aktıkça taraftar grubunu da tanımış oluyoruz.

Tolstoy çok güzel söylemiş zamanında: “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”

Filmin en muhteşem kısmı da bu aslında. Tolstoy’un, “ya”larının ikisini de kapsıyor olması. Dolayısıyla bu durum bize güzel bir hikâye bırakıyor şehrin içinde.

Amerikalı Buckner, futbola “soccer” diyen biriydi. Yahu ne oldu da bu adam bir anda neredeyse İCF’nin lideri olabilecek bir hüviyete dönüştü. Zıt yüklerin birbirini çekimi belki de!

Pete sayesinde girdiği ortamda Amerika’da karşılaşma şansı yakalayamadığı durumlarla karşılaştı Matt. Ortak duygularla bir camiaya ait hissetme dürtüsünü öğrendi. Dünyası bu aidiyete adanmış, hayatı bunun etrafında şekillenmiş kolektif bir yapının parçası hissetti kendisini.

Madalyonun bir de Pete tarafı var. Belki de Matt ile tanışmadan önce çok daha agresif bir Pete vardı. Matt geldikten sonra da sakin bir profil olduğunu söyleyemeyiz ama korumacı tarafının ağır bastığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

İkisi arasında sıkı bir dostluğa dönüşen çatışma, birbirlerindeki eksikleri törpüleyen yöndeydi. Matt çok iyi kavga eden biri değildi ama Pete onun yerine de bunu yapabiliyordu. Pete, kriz anlarında çok soğukkanlı kalabilen biri değildi ama Matt zekâsı ve sakinliğiyle çözüm planı üretip ekibin rakip takım stadına girişini sağlayabiliyordu. Filmi en başından en sonuna kadar sürükleyen ikilinin bu tamamlayıcılıkları, senaryonun artıları arasında.

Aidiyet

Matt’i bu kadar etkileyen, Pete’in ise bu kadar hayatının merkezi haline getirdiği bu taraftarlığı biraz açalım.

Esasında, film bize en çok bu grubun şiddet ve öfkesini gösteriyor dersek yanılmış olmayız. Zannımca, bu öfkenin nedenini bildirme kısmında ise ciddi eksikler var. Kendi senaryosu dahilindeki atraksiyonların üzerinde durulmuş ama filmin temel noktalarından biri olan West Ham – Millwall rekabetinin tarihsel temelleri havada kalmış. Rekabet dedik ama buna aslında düşmanlık da denebilir.

Green StreetEn yaygın olarak bilinen hikâyeyi anlatalım. 1920’lerin Londra’sında tersane işçilerinin ücretlerinin ödenmesi konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Bunun üzerine tüm tersane işçileri birleşip grev yöntemine başvuruyorlar. Rakip firmalar da olsalar her birinin işçileri bu grevleri yürütüyor. Bu grevlerden de ciddi bir şekilde işçiler lehine sonuç alınması bekleniyorken beklenmeyen bir gelişme meydana geliyor. Birtakım işçiler grevi bırakıp yeniden mesai yapmaya başlıyorlar. Millwall Shipyard isimli şirketin işçileri gizliden gizliye görüştükleri patronlarıyla anlaşma sağlayarak grev hareketine sırtlarını dönüyorlar. Haliyle bu durum greve devam edenler tarafından tepkiyle karşılanıyor. O günden beridir de West Ham’lılar ile Millwall’lılar arasındaki nefret büyüyor. Yeşil sahalara kadar bu durum sirayet ediyor. Sahanın içiyle sınırlı kalmakla da yetinmiyor tribünler arasındaki kanlı görüntülere kadar da gidiyor.

En başında dediğimiz gibi, şehirler yaşayan organizmalardır. Sayısız hikâyelerin esas başrolleri şehirlerdir. Bu durum da Londra şehrinin başrol olduğu hikâyelerden biridir. Green Street Hooligans filminin sınıfta kaldığı konu ise; böylesine güçlü bir hikâyeyi değil de kavga ve şiddeti ön planda tutmasıdır.

Filmde West Ham cephesi ana kısmı oluşturduğu için biz de onlar üzerinden gidelim. İngiltere’nin şiddete en meyilli taraftar gruplarından biridir. Hatta zaman zaman rakip taraftar gruplarıyla edilen kavgalardan sonra yaptıklarıyla bile ses getirirler. Ne mi yaparlar? “Congratulations, you have just met the İ.C.F” (Tebrikler, az evvel İCF ile tanıştınız) yazan notlar bırakırlar dayaktan yerlere serdikleri rakip gruplara.

Irmaklar Gibi Akıp Uzun Uzun…

Taraftarlık konuşurken bu anlattıklarımızın çok da tasvip edilebilir durumlar olmadığını biliyorum. Fakat Green Street Hooligans filminin izleyenlere verdiği, tam olarak bu öfke ve şiddet olduğu için bu anlattıklarımızı belirtmek gerekliliği doğuyor.

Tekrar, en başa dönelim. Futbol ve taraftarlık; sosyolojiden bağımsız konular değiller. İCF denen grup durur dururken bu holiganizme başvurmuyor. Bu holiganizmin, yaşadıkları şehrin hikâyeleriyle de ilintisi var, kendi geçmişleriyle de ilintisi var. En önemlisi de kolektif bütünlük oluşturan o taraftarlardan her birinin bireysel dürtüleriyle ilintisi var. “Bireyler, futbol vasıtasıyla aidiyet duygusu hissederek kimlik edinmelerinin yanında, oluşturdukları bağlılıklarıyla kendilerinden geçerek deşarj da olabilmektedir. Dolayısıyla futbol şiddeti öfkeyi, sevinci ve neşeyi içinde barındırdığı için araştırılması ve üzerinde düşünülmesi gereken ilginç bir yapıya sahiptir.”*

Tüm bunları bağlayabileceğimiz bir diğer nokta da arayıştır. Arayış içerisindeki insanlar yukarıda bahsi geçenlerin tümünü daha çok sahiplenirler. Filmden anladığımız kadarıyla da anlatılan taraftar grubu tam olarak böyle insanlardan kuruludur. Böyle insanların arasına bir yabancı olarak gelen Matt Buckner da hikâyeye farklı boyut kazandıran çatışma kısmıdır.

Green Street Hooligans filmi, çokça eksiğine rağmen atmosferiyle sizi içine çekmeyi başarabilen, seyretmesi keyifli bir İngiliz yapımı. Film, taraftar olma kavramını sert ve özenilmez bir zeminde veriyor olsa bile bağlılık ve aidiyet kavramlarını güçlü ve özenilir bir şekilde veriyor.

Yazının son sözlerini şahane bir Kazım Koyuncu şarkısıyla tamamlamak istiyorum. Filmi izlemiş olanlar Pete karakterini göz önünde bulundurarak okuyabilirler: Irmaklar gibi akıp uzun uzun terk ediyorum bu kenti. Son bir aşk gibi!

 


* FUTBOL TARAFTARLARINI ŞİDDETE YÖNELTEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ, Ercan Polat, Uğur Sönmezoğlu, 2015

Mehmet Ekrem Ceylan

Bunları da Okuyabilirsiniz

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin