BasketbolRöportajlarMehmet Yağmur: Lider

Ahmet Erdem2 ay önce25 dakika

Tam on dokuz sezon dokuz farklı takımda oynayan Mehmet Yağmur ile kardan dolayı ertelenen Karşıyaka maçının ertesi günü artık hayatımızın bir parçası haline gelen Zoom’da buluştuk. Beşiktaş Icrypex’in kaptanı, parkelerin enerji dolu ve saygıdeğer isimlerinden olan Mehmet Yağmur, hikâyesini, kariyer hedeflerini ve NBA Draft döneminde Alperen Şengün ile birlikte yaşadıklarını dergimize anlattı.

Kaptan, röportajımıza basketbola olan ilgin ile başlayalım isterim.

“Basketbola 6,5-7 yaşlarında başladım. Tam da bugün başladım. Aynı gün Efes Pilsen, Koraç Kupası’nı kazanmıştı. Türkiye’deki ilk Avrupa kupasıydı. Bugün o kupanın kazanıldığı tarih. O dönem Efes Pilsen’de Petar Naumoski vardı. Onu izleyerek basketbola başladım. O hep formasıyla alnını silerdi. Bende hep hayal eder ve ‘Bir gün bunu bende yapmam lazım’ derdim kendi kendime. Efes’te o sene şampiyon oldu. Bende böyle başladım basketbola. Benim gibi birçok çocuk basketbola böyle başlamıştır.”

Çok sevilen ve örnek alınan bir isimdi Petar Naumoski. Efes, şimdi olduğu gibi o zamanda basketbolumuzun önemli bir lokomotifiydi. Sense şu an Beşiktaş’ın kaptanısın. Kaptan olmak bir oyuncuya ne gibi sorumluluklar yüklüyor? Kaptanlığı bize tanımlayabilir misin?

Kaptanlık… Say say bitmez. Benim karakterim biraz farklıdır. Ben sahiplenmeyi, insanlarla ilgilenmeyi ve onların hayatına dokunmayı seven bir karakterim. Beşiktaş’ta iki sezon tam gençleşme operasyonunun yapıldığı süreçte bu rolü üstlendim. Fakat, daha çok bu abilik ve onlara doğru yolu gösterme üzerinden gitti. Genç arkadaşlarımla geçen sezon önemli bir bağ kurdum. Öncelikle takımdaki gençleri soyunma odasında sessiz bir şekilde gözlemledim. Çünkü, çok ciddi bir yaş ve jenerasyon farkı var aramızda. Hatta bana ‘Neden sessiz duruyorsun?’ diye soruyorlardı zaman zaman. Bende: ‘Fırtına öncesi sessizlik’ diyordum onlara. ‘Sizleri tanımak ve sizlerden bir şeyler öğrenmek istiyorum’ dedim sorduklarında. Eskiden antrenörler bize kızdığında rakip takımdan çıkarırdık hıncımızı. Fakat, bu jenerasyon tamamıyla farklı. Daha çok sosyal medya ile yaşayan ve iletişim kabiliyetleri biraz daha düşük bir jenerasyon gözlemlediğim kadarıyla. Tüm bu gözlemlerim sonrasında ve aramızda güven ortamını oluşturunca kaptanlığım daha farklı bir hal aldı. Kaptanlık dışında bir babalık seviyesine geçtim gibi bir durum oldu. Çok büyük sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Ama, hakkıyla yerine getirdiğime de inanıyorum. Benim yaptığım kaptanlığın bir sonu yok. Çünkü 24 saat onlarla birlikte yaşıyorum.”

Özellikle geçen sezon başlayan gençleştirme operasyonu ile takıma katılan isimler için konuşacak olursak 16-17 yaşlarında İstanbul’a geliyorsun, nereye gidersin, nasıl beslenirsin ve kimlerle vakit geçirirsin bilemezsin. O nedenle bir mentor olması çok önemli. Ben takımın toplu olarak kitap falan okuduğunu duymuştum.

“Şöyle oldu Ahmet; İlk önce bahsettiğim gibi soyunma odasında kendimce sessizliği sağladım. Her şeyi biliyorum diye onlara gidemezdim. Ve, her şeyi haliyle bilemem. Ancak, tecrübelerimi onlara aktarabilir ve yol gösterebilirdim. Uygulayıp uygulamamak elbette onların kararı. Geçen sezon bu sessiz ortamda bir baktım arkadaşlarım sürekli telefonla ilgileniyorlar ve sohbetleri bunun üzerinden ilerliyor. Hepsinin durdurup; ‘Beyler!’ dedim. ‘Telefonları bırakalım. Ben size emir vermek ya da bir şeyleri yapın demek istemiyorum. Ancak, bu telefonların bizi etkilediğini düşünüyorum’ dedim. Ve, o dönem 7’de 0 yapmıştık. Ancak, takım çok çalışıyordu. ‘Beyler telefonları kaldıralım. Bakın göreceksiniz önemli bir adım atmış olacağız. Birbirimizle olan iletişimimiz artacak ve bağımız kuvvetlenecek’ diye belirttim. Sonra hepsi bana hak verdi. Ve, öyle bir karar aldık. Çokta iyi oldu.

Takım olarak birbirimizle iletişimimiz arttı ve birlikte sohbet etmeye başladık. Bu kitap konusu ise; takımdaki gençler sosyal medya üzerinden hayatlarını kurguladıkları için biraz uzak kaldıkları noktalar vardı. Bende, kitap okumamız gerektiğini belirttim. Hatta, birkaç tanesinden belirttiğim kitapları okumalarını ve bana özet getirmelerini istedim. İki günde bir okuyorlar mı diye sorularla sıkıştırıyordum onları. (Gülerek) Baktılar Mehmet abileri bu konuyu bırakmayacak, kitapları okudular. Şaka bir yana kitap okumanın bir kültür olduğunu ve sporcuya bir değer kattığını anlamaları için yaptım bunu.”

Kaptan, kariyerinde bir kırılma noktan illaki olmuştur. Bu ne zaman ve nasıl oldu sende?

“Çok fazla kırılma noktam olduğunu düşünüyorum. Darrüşafaka’da oynarken Eurolegue’de mücadele ediyorduk. Bazı maçlarda görev alıyor, bazılarında alamıyordum. Yeteri kadar süre alamadığımı düşünüyordum. Maccabi ile bir seri oynadık. Orada sorumluluk alıp bir hafta boyunca ‘Taylor Rochestie’yi ben tutmak istiyorum. Beni oynat. Hazırım. Başaracağıma inanıyorum.’ Oktay (Mahmuti) abiye bunları söyledim. Gerçekten de Oktay abi beni maça ilk beşte başlattı. Bende, Rochestie’ye nefes aldırmadım. Kırılma noktası olarak bunu paylaşmak istedim. Ne kadar çalışırsan, kendine güvenir ve sorumluluk alırsan Türk sporcusu olarak her zorluğun üstesinden gelebiliyorsun. Bununda bir kırılma noktası olduğunu düşünüyorum. Hem kendi adıma hem de beni izleyen gençler adına. Tabi kırılma noktası bir tane değil ama bunu paylaşabilirim kendim ve gençler için.”

Kaptan, bu sene 19’uncu sezonun. Çok tecrübeli bir oyuncusun. Ve, Beşiktaş’la farklı bir bağın var. Kendini burada nasıl hissediyorsun?

“Harika… Burası evim gibi. Kulübe gidiyorum; güvenlikle, salon görevlileri ile birlikte kahvaltı yapıyor, sohbet ediyor ve kahve içiyoruz. Evimden çıkıp adeta başka bir evime gidiyormuşum gibi. Onlar benim derdimi bilir. Bende oradaki insanların dertlerini bilir ve çözmeye çalışırım. Geçen sezon kulüple tekrar anlaşmaya geldiğimde beni tam 19 kişi karşıladı. Daha anlaşmamıştım oysa. Onlar duymuşlar ve kapıda beni bekliyorlardı. Bu herkese nasip olmaz. O nedenle burada kendimi evimde gibi hissediyorum.”

Ahmet Kandemir ile olan ilişkinden de bahsedebilir misin?

“Ahmet (Kandemir) abi çok önemli benim için. Sonuçta beni 15 yaşında Karşıyaka A Takımı’na alan kendisidir. Benim buralarda olmamın en büyük sebeplerindendir. Çok cesaretli bir basketbol insanıdır. Bir Türk antrenörün 15 yaşında bir çocuğu birinci takıma alıp sorumluluk vermesi her yiğidin harcı değildir. Ve, hala böyle gençleri oynatmaya devam ediyor kendisi. Çok özel bir şey bu. Genç oyuncular için bir şans olduğunu düşünüyorum. Ahmet abi ülkemiz için çok değerli bir basketbol insanı.”

Takımda potansiyelli gördüğün, yurtdışına gidebilecek oyuncular var mı?

“Elbette var tabii. Ama isim isim söylemeyeceğim. Havaya girmesinler (Gülerek). Gerçekten Beşiktaş’ın geleceği sağlam. Avrupa’ya ya da NBA’e gitmeseler bile senelerce Beşiktaş’ı sırtlayacak 4-5 potansiyelli gencimizin olduğuna inanıyorum. Ben devamlı onların başında olup elimden geldiğince motive etmeye çalışıyorum. Gençler için bunu bir misyon olarak görüyorum. Tabii Avrupa ya da NBA yaparlarsa elbette bizim gururumuz olacaklar.”

Peki bu sene için takımın hedefi nedir?

“Bu sene biraz dengesiz. Neyi, ne zaman yapacağı kestirilemeyen bir takım olduğumuzu düşünüyorum. Fakat bir hedef dersek, play-offlar derim. Mesela, Gaziantep ve Tofaş maçlarını kaybetmesek çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik. Ama, ana hedefimiz play-offlar.”

Gelecek planlarından biraz bahsedelim istiyorum. Yöneticilik ya da antrenörlük gibi hedeflerin var mı? Yoksa seni bir sahil kasabasında inzivaya çekilmiş olarak mı göreceğiz?

“Benim tarzım o olamaz. Ben yerimde duramayan bir insanım. Bugün boş günüm ama eve daha yeni girebildim. Kızlarımla beraberdim ve devamlı çalışma halindeyim. Kafamda da sürekli bir şeyler var. A antrenörlük belgemi aldım. Ama, antrenörlük yapmam şu aşamada. Ben işin yetiştiricilik kısmında olmak istiyorum. Bununla ilgili hayallerim var. Toplantılar yapıyorum. Belli bir sistemi kurdum kafamda. Bir kulüp ya da basketbol akademisinde altyapının bana emanet edildiği bir yapı olabilir bu. Kendime, evet yüzde yüz istediğim budur demedim ama hedeflerim için bu yaz iki Avrupa şehrine ve Amerika’ya gideceğim. Akademi ve benzeri yerleri inceleyeceğim.”

Alperen ile çok yakın ilişkilerin olduğunu biliyoruz. Benimde, dergimizdeki ilk yazım Alperen Şengün hakkındaydı ve büyük bir ilgiyle okundu. Alperen ile yaşadığınız bu heyecanlı süreci senden de dinleyebilir miyiz?

“Tabii ki. Alperen geçen sezon çok iyi oynadı. Ve, Beşiktaş’ta kalmayıp bir yerlere gideceği çok belliydi. İyi İngilizce bilmem ve takım kaptanı olmam gibi sebeplerden dolayı geçen sezon tam 8 tane NBA gözlemcisi beni aradı. Alperen’le ilgili bilgi aldılar. Alperen’le geçen sezon ara ara yemeklere çıkıyorduk. Ufak ufak planlarımızı konuşuyorduk. O zamanlar kendisi hiç İngilizce bilmiyordu şimdiye kıyasla. Ona bu işte menajerlerin olduğunu, uzun bir süreç olacağını ve bunu iyi yönetmesi gerektiğinden bahsettim. Hatta, ona direkt şunu söyledim: ‘Alperen, ben senin her zaman yanında olacağım. Benim senden hiçbir maddi beklentim yok. Ama, şunu bil ben senin doğruna doğru yanlışına yanlış derim ve hiçbir şeyden çekinmem. Seni kaybetmekten de korkmam. Yanlışını düzeltmek için elimden geleni yaparım. Sende bir adım atarsan iyi olur’.

O da bana çok güvendi ve aramızda inanılmaz bir bağ oluştu. Devamlı gözlemcilerle konuştum. Onlara raporlar verdim bu süre içerisinde. Amerika’ya gittiği dönemde Alperen, 5-6 takımla birlikte idmanlara çıktı. Ve, her antrenmandan sonra beni aradı. Alperen’den bilgileri aldıkça acaba hangi takım draft eder diye konuşuyorduk. Kafamda ABD’ye gitmekle ilgili hiçbir plan yoktu. Ama bir gün kendisi beni aradı. ‘Abi sen olmazsan olmayacak bu iş’ dedi. Bana öyle olgun bir konuşma yaptı ki sonrasında benim gitmem lazım diye düşündüm. Annem Çeşme’de, eşim ise İstanbul’daydı. Annemi aradım ve çocuklarla bir süre ilgilenmesini istedim. Ardından hemen Amerika’ya gittim. Her şey çok netti.

Oraya gittiğimde şunu hissettim. Çok geç gitmiştim. Keşke çok daha erken gitseydim. Alperen’e menajerlerden tut gözlemcilere kadar herkes bir şeyler söylemiş. Bazı tahmini draftlarda farklı sıralarda gösterilmiş ve haliyle kafası karışmıştı. 18 yaşında bunları yaşamak kolay değil. Onu devamlı sakinleştirmeye çalıştım. Ona bizim gururumuz olduğunu birinci sıradanda seçilse yirminci sıradanda seçilse Türkiye’yi temsil edeceğini ve buna odaklanması gerektiğini belirttim. Draft günü geldi ve Alperen’le birlikte gittik. İnanılmaz bir organizasyondu. Böyle olabileceğini hayal bile edemezdim.

İlk olarak Oklahoma’dan seçildi Alperen. Ama, sonra takas edildi. Orada çok komik sahneler yaşandı aslında. Bilirsiniz seçildiğiniz takımdan şapka geliyor ve herkes şapkasını takıyor. Bize Oklahoma şapkası geldi. Fakat, Houston üç tane oyuncu seçince şapka kalmadı. Gülünç durumlar oldu bu gibi. Çok keyifli bir süreçti. Alperen’in çok büyük bir potansiyeli var ve NBA’de şu an çokta iyi oynadığını düşünmüyorum. Ancak, istikrarı yakalayacak seviyelere yaklaştığına inanıyorum. Gelecek sezon çok daha iyi olacaktır. Şimdi, onun planını da yapmaya çalışıyorum. Devamlı konuşuyoruz. Ayrıca, bu sene milli takımda var. Orası ile ilgili planları var. Onun aslında bir hafta buraya gelip popülerliğini ve gençliği yaşamasını istiyorum. Ardından tekrar Amerika’ya dönüp çalışmasını istiyorum. Henüz daha potansiyelini kestiremedi bence. Çünkü, uçsuz bucaksız bir potansiyele sahip. Geçen beni aradı: ‘Abi smacımı gördün mü?’ diye sordu. Şu an oralarda uçuyor tabii. Senelerce her Beşiktaşlının her Türk’ün gurur duyacağı bir kardeşimiz orada oynuyor.”

En son Hakeem Olajuwon ile birlikte çalışıyordu. O pozisyonda bir oyuncu için tarif edilemez bir şans.

“Onu da ben tavsiye edip, ayarladım. Houston’a draft edilince hemen çalışmaları gerçekleştirip kontakları kurduk. Neredeyse 6 ay önce konuştuk bunları. Ama, sonuçta gerçekleştirdik ve muhteşem oldu.”

Mehmet Yağmur İle Kısa Kısa

Sana basketbolu sevdiren oyuncu?
– Petar Naumoski

İzlediğin en iyi beş?
– Jason Kidd, Michael Jordan, Kobe Bryant, Tim Duncan, Shaq

Oynadığın en iyi beş?
– Carlos Arroyo, Deron Williams, David Hawkins, Kaya Peker, Ermal Kurtoğlu

Maç öncesi rutinin?
– Bir rutinim yok, her sporcunun yapması gerekenleri yapıyorum. iyi uyur ve doğru beslenirim.

En sevdiğin deplasman?
– Fenerbahçe ve Karşıyaka deplasmanlarını seviyorum. Basketbolu bilen rakip taraftarlara karşı oynayınca oyun çok daha keyifli oluyor.

En değerli şampiyonluğun?
– 3 kupalı kazandığımız sezonda Türkiye Ligi’ni de kazanmış olmamız. Bizden çok daha iyi bütçeli ve Euroleague’de oynayan rakiplerimizi eleyerek şampiyon olduk. O sezon Türkiye Ligi Şampiyonluğu en önemlisiydi.

Ahmet Erdem

Bunları da Okuyabilirsiniz

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin