RöportajlarVoleybolYiğit Gülmezoğlu: Filozof Sporcu

Ahmet Uğuz7 ay önce18 dakika

”Bulunduğu yere tırnaklarıyla kazıyarak gelmek” sözünü yansıtan ve bu doğrultuda durmaksızın yoluna devam eden bir sporcu Yiğit Gülmezoğlu. Erken yaşlarında farklı spor dallarını denedikten sonra kendisini voleybolda bulan Gülmezoğlu, A Milli Voleybol Takımı’nın vazgeçilmez smaçörlerinden biri oldu. Başarısı, ödülleri, oyun zekası ile tekniği bir yana hayata bakış açısı ve kalitesiyle de fark yaratan Yiğit Gülmezoğlu ile Zoom’da buluştuk ve kahvemizi yudumlarken kendi ağzından hem kariyerini hem de sosyal yaşamını dinledik.

Her sene ambargo konulan Altın Lig’de bu yıl istenileni elde edemediniz. Turnuvanın genel bir değerlendirmesini sizden duymak isteriz?

“Bu seneki Altın Lig’e önceki senelere göre daha kısa bir hazırlık dönemimiz oldu. Tabii ki hiçbir şeyi bahane olarak kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Elde edebileceğimiz sonucun daha altında bitirdik. Sonuçta iki senedir şampiyon olduğumuz bir turnuvaydı. Fakat, buradan tecrübe ettiklerimizle Challenger Kupası’nda ve Dünya Voleybol Şampiyonası’nda çok daha iyi noktalara geleceğimizi düşünüyorum.”

Önümüzdeki Challenger Kupası’na kadar bir dinlenme sürecindesiniz. Yeni turnuvaya kendinizi nasıl hazırlayacaksınız?

“Bir haftaya kadar tekrardan toplanmaya başlayacağız. Bu yüzden tatil döneminde de antrenmanlarıma devam edeceğim. Kendimi sürekli hazır bulunduruyorum. Umuyorum bu turnuvada da elimizden gelenin en iyisini yapıp hedefimize ulaşacağız.”

Güncel milli takım kadrosunun yaş ortalaması 28. Bu hem genç hem de tecrübeli bir takıma sahip olunduğu anlamına geliyor. Aynı zamanda kazanılacak birçok da kupa var demek. Bunun doğrultusunda biraz milli takımın hedeflerinden bahsedersek eğer…

“Milli takıma gelen her bir oyuncu ben de dahil ligde gösterdiğimiz başarılı performansların neticesinde burada yer alıyoruz. Bu yüzden yaştan bağımsız belli bir performansın üstünde oynuyor ve seçiliyoruz. Ben bu bağlamda iyi bir jenerasyon elde ettiğimizi ve birkaç sene önce yakaladığımız ivmeyi bu sene daha ilerleteceğimizi düşünüyorum. 28 yaş ortalaması bence mükemmel bir ortalama. Hem gençliğin hem de tecrübenin bir arada olduğu bir ortalama. Oldukça verimli olduğunu düşünüyorum.”

Milli takımda genç ve potansiyelli oyuncuların olduğundan bahsettik. Ancak, çok fazla uluslararası organizasyon tecrübesine sahip değiller. Bu noktada size göre yetenek mi daha önemli yoksa tecrübe mi?

“Hiç kimse tecrübeyi oynamadan kazanamıyor. Tecrübe dediğimiz kavram oynayarak kazanılan bir şey. Genç yaşlarda böylesine önemli maçlarda ve turnuvalarda süre bulup ne kadar oynayabilirsen o kadar tecrübe kazanıyorsun. Buna paralel olarak yeteneği tecrübe için bir basamak olarak düşünebiliriz. Yetenekli oyuncular, tecrübeli oyuncular olmak adına şans buldukları her maçı kullanmayı başarabilirlerse günün birinde tecrübeli ve kariyerli birer sporcu oluyorlar. Dediğim gibi bunu bir basamak olarak düşünebiliriz.”

A Milli Erkek Voleybol Takımı, 1998’den beri Dünya Voleybol Şampiyonası’na katılamıyor. Yıllar sonra bu gurur ve heyecan tekrar yaşanacak. Sizde kariyerinizin ilk dünya şampiyonasını oynayacaksınız. Henüz daha 3 ay var fakat siz duygularınız nasıl?

“Hissediyorum, çok güzel bir tecrübe olacak. Alt yaş gruplarında Dünya Voleybol Şampiyonası’na katılmıştım. A milli takım ile  katılma şansım hiç olmadı. Gerçi 1998’den beri diyorsunuz ben zaten ’95 doğumluyum. (gülerek) Heyecanlı bir turnuva olacak ve çok iyi takımlarla mücadele edeceğiz. Bence orada oynadığımız her maç bize, Türk ve erkek voleyboluna müthiş bir ivme olarak geri dönecek. Oradaki öncelikli hedefimiz iyi oyun ortaya koymak, ardından gruptan çıkıp gidebildiğimiz yere kadar gidebilmek.”

Dünya şampiyonasında E grubunda mücadele edilecek. İtalya, Kanada ve Çin gruptaki diğer takımlar. Gruplarını ilk iki sırada tamamlayan takımlar ile en iyi 4 grup üçüncüsü ikinci tura yükselecek. Kısaca oynanan her maçın belki de her setin ayrı ayrı önemi olacak. bu turnuvada hedefi nedir milli takımın?

“Özellikle geçtiğimiz Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda hiçbir takımın Türkiye’yi kolay kolay yenemeyeceğini gösterdik. Rusya son olimpiyat şampiyonu olarak geldiği turnuvada milli takım olarak Rusya’yı yendik. İyi bir voleybol oynadıktan sonra yenemeyeceğimiz hiçbir takım yok diye düşünüyorum. Tabii ki grubumuzdaki takımlar çok güçlü, bu tarz organizasyonlarda daha fazla sahne almış ve buraların tecrübesiyle dolu takımlar. Öncelikli hedefimiz iyi bir voleybol oynamak. Bunu başarabilirsek iyi bir turnuva geçireceğimizi ve maçları birer birer kazanacağımıza inanıyorum.”

Altyapıyı da sayarsak 16 yıllık Arkas macerasının ardından yeni bir kariyer rotası çizerek Halkbank’a transfer oldunuz. Ayrılığınızın ardından yeni başlangıcınızı konuşalım istiyorum. Bu sezon sizin için nasıl geçti? Neleri tecrübe ettiniz?

“En başta farklı bir şehirde yaşamayı tecrübe ettim. Bu şehrin Ankara olması bizim için avantaj. Çünkü, eşim Ankaralı. Ayrıca, yeni evli bir çift olarak buraya taşınmıştık ve evlilik de hayatımda yeni bir tecrübeydi. Yeni bir takım, yeni bir şehir ve yepyeni bir hayat derken bayağı yeniliklerle dolu bir seneydi benim adıma. Halkbank bu bağlamda güzel bir kulüp. Bu sezonu yapabileceklerimizin altında tamamladığımızı düşünüyorum. Potansiyelimizin hem takım olarak hem de bireysel olarak çok daha yüksek olduğuna inanıyorum. Bu yüzden önümüzdeki sene umuyorum ve inanıyorum ki çok daha iyi bir sene olacak.”

Sezon içerisinde çok fazla gördük. Voleybol severler de sizin için kritik anların oyuncusu olduğunuzu ifade ediyorlar. Buna katılıyor musunuz?

“Düşünceleri için çok teşekkür ederim. Evet, katılıyorum. Çünkü, ben baskının yükseldiği zamanlar kendimi çok daha rahat hissediyorum. Ne zaman önemli bir maçın kırılma anında olsak ya da ne zaman sırtıma bir yük binse kendimi daha rahat hissediyorum. Sanki baskı, bu zamana kadar verdiğim emeklerin karşılığını almam için bana bir fırsatmış gibi geliyor. Bu yüzden baskı altında olduğum zamanlar çok daha olumlu hissediyorum. Voleybol severlerin bunu fark edip, dile getirmesi ne hoş. Herkese tekrar teşekkür ederim.”

Biraz da saha dışındaki Yiğit’ten söz edelim istiyorum. Endüstri Mühendisliği mezunusunuz. “Eğitim ile spor aynı anda yürümez!” tezini çürüten bir sporcu olarak bir de sizden dinleyelim.

“(Gülerek) Gerçekten birlikte yürümez. Yani çok büyük bir özveri ile yaklaşmayacaksan ikisi de yürüyemiyor. Ama, kendine bir yol haritası çizip, kendinden ödün vermeyi kabullenip odaklanabilirsen başarabilirsin. O da şöyle oluyor; öncelikli hedefinin hangisi olduğunu belirlemen gerekiyor. Çünkü, bazı fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyorsun. Benim öncelikli hedefim her zaman voleyboldu. O yüzden derslerimden fedakarlık yaptım. Ama, derslerimde yaptığım fedakarlığı başka şekillerde telafi ettim. Örneğin, eşimle biz aynı bölümdeydik ve kütüphanede her sınav öncesi beraber sabahlara kadar çalıştığımız geceler hatırlıyorum. Tabii burada temel bir eğitim altyapısının olması da çok önemli. Ben ilköğretim ve lisedeki derslerime çok iyi hazırlanıyordum. O yüzden oralarda aldığım altyapı ve Ezgi sayesinde üniversitede çok zorlanmadım. Kısaca eğer ikisini de birlikte yürütmek istiyorsanız çok büyük bir özveri göstermeniz gerekiyor.”

Spor hayatınızın yanında aynı zamanda okumayı ve yazmayı sevdiğinizi biliyorum. Önceden “Düşünen Fil” vardı. Şimdi de “Keyf-i Düşünce” olarak bunu sosyal medyada devam ettiriyorsunuz.  Öncelikle yazılarınızı hep okuyorum. Hatta “Hayalden beklentiye giden bu yolda emek, arzu ve karanlık olmazsa muhtemelen o hayallere ulaşmamız da o kadar kolay olmayacaktır.” sözünüz benim için çok ayrı bir yere sahip. Bana hem eğitim hem de iş alanında ilham veriyor. Sanırım yazarken de oynarken de istediğiniz en büyük şey bu. İnsanlara ilham vermek ve örnek olmak… 

“Öncelikle dediğiniz gibi insanlara özellikle gençlere, sporcu olsun olmasın fark etmez ilham verebilmek fikri beni çok heyecanlandırıyor. Düşünen Fil, öylesine kendi düşüncelerimi yazdığım bir blog sayfasıydı. Daha sonrasında onu biraz daha farklı bir seviyeye çekmek istedim. Kendi hayatımda olan olayları, bakış açımı ve voleybol serüvenimi yazmaya başladım. Biraz daha ilerlemeye devam edince farklı noktalarda yazmaya devam ettim. Değiştire değiştire, aklıma geldikçe yazdığım bir serüvenim var. Bu benim için bir hobi aslında. Yaklaşık 8-10 yıldır kıyıda köşede yazdığım bir sürü şey vardı. Zamanla “Ben bunu neden insanlarla paylaşmayayım?” diye düşündüm. Ve, sizin de dediğiniz gibi insanlardan bu şekilde geri dönüşler aldığımda çok mutlu oluyorum. Çünkü, bunlar benim düşüncelerim ve bana iyi geliyor. Sizlere de iyi geliyorsa ne mutlu bana.”

Gençlere örnek olmayı sevdiğinizden bahsettiniz. Verdiğiniz bir röportajda “Sahada küçük çocuklarla voleybol oynamayı seviyorum. Çünkü, kendi küçüklüğümü hatırlıyorum.” diye belirtmiştiniz. Sizleri örnek alan geleceğin voleybolcu adaylarına neler söylemek istersiniz?

“Tam olarak o cümlenin içinde geçen şeyi söylemek istiyorum. Ben küçükken keyif alarak oynuyordum. Keyif aldıkları şeyi yapmaya devam etsinler. Çünkü, keyif aldığın bir şeyi yaptığında er ya da geç başarı geliyor. Gelmediği takdirde de boşa harcanan bir zaman olmuyor senin için. Bu çok kıymetli bir şey bence. Voleybol özelinde ise temel teknik geliştirmeleri kendilerine önemli bir altyapı oluşturacaktır. Tıpkı az önce derslerdeki altyapıdan bahsettiğimiz gibi.”

Ahmet Uğuz

Bunları da Okuyabilirsiniz

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin