Diğer SporlarRöportajlarÇağla Çelik: Buzun Kraliçesi

Yuşa Şahin7 ay önce31 dakika

Hem sporda hem okulda başarılı olmak ülke insanına göre imkansız bir görev demektir. Bu nedenle ailelerin, çocuklarını genelde seçime zorladığı bir konudur. Çağla Çelik ise ailesinin desteği ve kendi çalışkanlığıyla bunun sadece bir efsaneden ibaret olduğunu kanıtlıyor. Sadece bunun için bile söyleyecekleri önemli ancak o her seferinde daha fazlasını başarmak, daha ileriye gitmek için yaptıklarıyla da örnek olmak istiyor.

Chicago’da yaşam nasıl gidiyor? Rüzgârlı bir şehir olduğunu biliyorum. Günlük hayatında rutin olarak yaptığın şeyler neler?

“Gayet iyi gidiyor. Şu an staj yapıyorum ve aynı zamanda kulüp takımında oynuyorum. Çok ciddi maçlar henüz yok. Çünkü şu anda sezon arasındayız.”

7 yıl bale yaptıktan sonra buz hokeyine geçmişsin. Birbirinden çok farklı iki kulvar, bu kararı neden aldın? Bale sana göre değil miydi? 

“Bale çok yavaş ve sıkıcı gelmeye başlamıştı. Çok hareketli bir çocuktum, adrenalini yüksek şeyleri seviyorum. Aynı zamanda yüzüyordum da. Tek çocuk olduğum için babam tarafından takım sporuna yönlendirildim. Basketbol oynamamı istiyorlardı. Çünkü, dedem de Fenerbahçe’de basketbol oynamıştı. Ancak üzerimde çok baskı olacağı için onu da istemedim. Sonunda buz hokeyine yöneldim.” 

Bu geçişten sonra buz hokeyinden şüphe ettiğin bir dönem oldu mu? Ne zaman profesyonel olmak istediğine emin oldun?

“Benim hokeyi değil ama hokeyin beni bıraktığını hissettiğim zamanlar oldu. İstanbul gibi bir yerde bu sporu yapmak çok zor. Anadolu yakasında oturuyordum ve antrenmanlar Avrupa yakasındaydı. Bazen iki defa git-gel yaptığım oluyordu. 20 kiloluk malzeme çantasıyla toplu taşımaya biniyordum. Bunun yanında bir de lisede okuyordum. Motivasyonum en yüksek olduğu zamanlardı ama yine de zaman zaman çok zor geliyordu. Amerika’ya geldikten sonra çok iyi oyuncular olduğunu gördüm. Türkiye’de gerçekten iyi bir oyuncuydum ama ilk kez kıta değiştirdiğimde zorlu rakiplerim olduğunu, bir takımın en iyisi olamayacağım durumlar olduğunu gördüm. Tabii ki hiçbir zaman bunlar beni bırakmaya yönlendirmedi, her zaman daha çok üstüne gidebilirim hissiyatındaydım.”

Her ne kadar farklı desem de, balenin kariyerinde ciddi katkıları olmuştur diye tahmin ediyorum. Ciddi bir esneklik ve çeviklik kazandığın kesin. Buz hokeyinde, balenin veya diğer sporların hangi katkıları oldu?

“Bale kesinlikle bana esneklik kazandırmıştır. Bunun yanında disiplin de getirdiğini söyleyebilirim. Basketbolu çok fazla oynamadım, sadece kamplara gitmiştim. Oradan çok bir katkı gördüğümü söyleyemem ama genel olarak fitness’ın içinde bir çocuktum. Kardiyo ve fitness’ın da katkıları olduğunu söyleyebilirim.”

Buz hokeyi oldukça sert ve yorucu bir spor. Sen de ekipmanlardan bahsettin, onlar bile başlı başlına bir ağırlık getiriyor. Fiziksel olarak tepede kalabilmek için neler yapıyorsun? Seni en çok zorlayan antrenmanlar mı, beslenme düzeni mi?

“Covid-19’la birlikte pesketaryen* oldum. Et ürünleri arasından sadece balık tüketiyorum. Amerika ve Kanada’da diyet açısından çok zorlandığımı söyleyemem. Eskiden en sevdiğim yemek iskender kebabıydı mesela ama gerçekten desteklediğim bir ideoloji olduğu için artık aramıyorum. En zorlandığım dönem Kanada’da yaşarken, orada sporun kardiyodan ibaret olmadığını görmemle oldu. Buz hokeyinin içinde çok fazla ağırlık çalışması var. Ben bu duruma çok alışkın değildim. Ve, oraya çok zayıf gitmiştim. İlk zamanlarımda en çok zorlandığım şey ağırlık çalışmaları olmuştu.”

Birçok sporcunun zorlanacağı bir şey yapıyorsun. Hem kariyerini sürdürüp hem de eğitimine devam ediyorsun. Bu ikisi arasında geçen hayatını dinleyebilir miyim? İkisi arasındaki dengeyi nasıl buluyorsun?

“Ortaokul zamanlarında derslerim oldukça kötüydü. Ben notlarımın yükselmesini hokeye başlamama bağlıyorum. Çünkü, hokeye başladıktan sonra liseyi birinci bitirdim. Ve bu arada değişen tek şey hokeye başlamamdı. Şu anda üniversitede iki anadal okuyorum: Psikoloji ve pazarlama. Normal bir günümde sabah kardiyo, daha sonra dersler ve en son akşam üstü antrenmanlarım oluyor. Yine de her zaman kendime ayıracak vaktim oluyor. Zaman yönetimi böyle durumlarda çok önemli.”

NCAA’de forma giyen ilk Türk olarak şimdiden çok özel bir yerdesin. Sıradaki “ilk” hedefin nedir?

“NCAA ilk gol atan Türk olmak istiyordum. Onu da bu sene başardım. Şimdiki hedefim milli takım. Ay-Yıldızlı formayla gerçekten iyi bir oyuncu olmak istiyorum. Milli takımın güvenilen, kritik anlarda pistte olan oyuncularından birisi olmak istiyorum.” 

Kendall Coyne’u idol olarak saydığını biliyorum. Kendisi hem dünya hem olimpiyat şampiyonu bir oyuncu. Oyun tarzı olarak en çok etkilendiğin isim Coyne mu? “Aynı seviyede yapmalıyım.” dediğin bir özelliği var mı?

“Amerika Birleşik Devletleri Milli Takımı’ndan Hilary Knight’ı da burada sayabiliriz. Sadece oyun zekaları ve hızları açısından bile örnek alınabilecek oyuncular. Özellikle Kendall Coyne, NHL’deki bazı erkek buz hokeycilerden bile daha hızlı. O yüzden kendisini gerçekten idolüm olarak görüyorum. Onun kadar hızlı olmayı çok isterim. Anatomi olarak cidden zor bir şey olmasına rağmen erkeklerden bile hızlı olabildiğini görüyorsunuz.” 

Soldaki Kendall Coyne, Sağdaki Hilary Knight
Hem eğitimi hem de sporu bir arada yapmak genelde zor görülür. Her ikisine birden seni motive eden nedir?

“Eskiden derslerimde çok başarılı olamadığım için, burada başarılı olma arzum var. Kendimi zorlamaktan ziyade başarı isteği olduğunu söylemek istiyorum. Akademik olarak çok büyük bir hedefim yok. Ortalamam 4 üzerinden 3.8 şu anda, notlarımı olabildiğince yüksekte tutmak istiyorum. Yüksek notlar alınca antrenmanlarda da performans olarak daha iyi olduğumu görüyorum. Kendimi aktif tutarak motive olmaya çalışıyorum. Deplasmanlara gittiğimizde bile yanımda mutlaka iş veya okulla alakalı bir şeyler götürüyorum. Bu şekilde kendimi zinde tutmaya çalışıyorum.”

Sporculuk ve öğrencilikten geriye zaman kalıyor mu? Özellikle boş zamanlarını değerlendirdiğin hobilerin var mı? 

“Resim çizmeyi seviyorum ama çok iyi olduğum söylenemez. Tuvale kendi kafama göre bir şeyler boyamayı seviyorum. Benim için meditasyon gibi oluyor. Boş zamanlarımda spora gitmeyi de seviyorum ama aynı zamanda bir iş olduğu için onu saymıyorum. (gülerek)”

Bunların yanında bir de milli takım var. Hepsinden daha baskılı ve zorlu olduğunu tahmin ediyorum. Milli takımla en büyük hedefin nedir?

“Öncelikle önem taşıyan bir oyuncu olmak istiyorum. Takım olarak altın madalya alıp bir üst gruba çıkmak istiyoruz. Senelerdir aynı gruptayız ve bu sene iyi bir sıra elde ettik. Bundan önce grubu dördüncü ya da beşinci sıralarda bitiriyorduk. Bu sene ilk defa üçüncü olduk ve gelecek sene için hedefimiz en az ikincilik olacak. En yakın hedef olarak bunları söyleyebilirim.”

Milli Takım forması altında en zorlandığınız rakip kim?

“Bu durum biraz karışık aslında. Biz, 2020’de İzlanda’dayken Covid-19 ortaya çıktı. Avustralya o grupta herkesi fark atarak geçmişti. Bir tek bizle olan maçlarını 3-2 kazanmışlardı. O zaman için altın madalya alıp atlamaları gerekiyordu ama üst grupta Covid nedeniyle maçlar oynanmadığı için aynı grupta kaldılar. Bu sene ise kazanan İzlanda oldu ve bir üst gruba gittiler. Normalde daha önce sorulsa Avustralya derdim ama şimdi İzlanda daha zorlu görünüyor. Avustralya daha hızlı, İzlanda daha fiziği güçlü bir takım. İkisi de en çok zorlandıklarımız ve kafa kafaya oynadığımız rakipler olarak söyleyebilirim.”  

Buz hokeyi Türkiye’de diğer sporlara kıyasla çok az ilgi görüyor. Aslında en popüler oyun futbola benzediğini söyleyebiliriz. Gerçek bir takım oyunu olduğu gibi aynı zamanda oyunun her iki kısmında da iyi bir taktik gerektiriyor. İşin içindeki biri olarak sence bu spora ilgiyi artırmak için neler yapabiliriz?

“Kesinlikle daha fazla buz pistine ihtiyacımız var. Federasyonumuzun bu konuda olanakları giderek artırıyor. Zeytinburnu’nda yeni bir pist açıldı. Farklı şehirlere pist yapma projeleri var. Örneğin şu an Amerika’da her 20 dakikalık mesafede bir buz pisti görebiliyorsunuz. İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum bu konuda önde yer alıyor ama daha çok yerde olmalı. Aynı zamanda ekipmanları çok pahalı ve çok fazla. Ekipman konusunda da imkan sağlanması gerekiyor. Kask, eldiven, sopa, pantolon, dizlik, çorap ve paten gibi bir sürü ekipman gerekli.” 

Bu sporda tesisleşme konusunda oldukça zayıfız. Büyük şehirlerde bile imkanlar kısıtlıyken, çoğu şehrimizde çocukların ulaşabileceği bir pist bile yok. Bu konuda ülkemizin durumundan memnun musun?

“Federasyon elinden gelen her şeyi yapıyor. Federasyon başkanımız daha önce hokey oynamış bir sporcu ve bu spora sevgisi yüksek. Kendisinin ilgisi yüksek olduğu için nelere ihtiyaç olabileceğini biliyor. Ne kadar futbol kadar sevilmeyeceği düşünülse ve bir amatör spor olarak görülse de, oldukça sevilebilecek bir spor. Başkanımız da bunu bildiği için NHL seviyesinde salonlar inşa ettirmeye gayret ediyor.”  

Kendi sporun dışında takip etmeyi veya izlemeyi sevdiğin sporlar var mı?

“Aslında Amerika’ya gelince spor kültürüm biraz daha değişti. Burada genelde Amerikan futbolu, beyzbol, basketbol ve hokey sık takip ediliyor. NCAA seviyesinde de çok fazla etkinlik görebiliyorsunuz. Babamla eskiden tenis maçlarına giderdik, artistik buz pateni izlemeyi de severdim. Bir de genelde sahada izlemeyi sevdiğim sporlar var. Özellikle beyzbolu canlı izlemeyi seviyorum çünkü sahalar çok güzel ve takip etmesi keyifli. Ayrıca Chicago’da olduğum için şanslıyım. Hem sahada hem televizyonda takip etme açısından basketbol izlemeyi sevdiğimi söyleyebilirim.” 

Amerika’daki spor kültürünü biraz daha anlatabilir misin? Özellikle öğrenci liglerinin gördüğü değer hakkında ne düşünüyorsun? Bizim profesyonel liglerde çekemediğimiz seyirciyi, alt seviyelerde bile görebiliyoruz. Sence Amerika buradaki farkı nasıl yaratıyor?

“Spor, Kuzey Amerika’da büyürken herkesin içinde yer aldığı bir aktivite. Beden eğitimi derslerinde bile spor fazlasıyla aşılanıyor. Buradan arkadaşlarım beden eğitimi derslerinde ağırlık bile kaldırdıklarını söylüyorlar. Hocalarının derecelerine kadar not aldığından bahsediyorlar. Biz öyle bir kültürün içinde büyümüyoruz. Futbol, basketbol ve voleybol olurdu genelde, o da her zaman hepsi olmazdı. Bahçede kendi halimize bırakılırdık. Onlarda bir çocuk spora başladığında, vücut yapılarına uygun olarak yönlendiriyorlar. Burada gerçekten herkes spor yapıyor. Koşu ya da bisiklet onlar olmazsa başka bir sporu mutlaka yapıyorlar. Mesela İstanbul’u düşündüğümde sahil yolunda belli bir mesafede bisiklet yolu bulabiliyorsunuz ama buradaki insanlarda otobana bile bisikletle çıkabilecek kadar bir güven var.” 

Buz hokeyini bir kadın olarak yaptığın için cinsiyetçi yorumlara maruz kaldın mı? Amerika’da veya Türkiye’de engeller karşına çıktı mı?

“Ben ilk başladığımda genellikle erkeklerle oynuyordum. Özellikle maç esnasında küçümser bir havayla bir şey yapmamaları ya da savunmaya bile çalışmamaları beni çok kızdırıyordu. Bu yüzden benim için NCAA’de piste çıkan ilk Türk olmak çok önemliydi. Çünkü bunu başaran erkek bir sporcumuz bile yoktu. Kadınların da bu sporda başarılı olduğunu gösterebilmek ve bazı insanların ağzını kapatabilmek için bile bunu istiyordum. Genel olarak bana yukarıdan bakılması rahatsız ediyor diyebilirim. Medya tarafında da özellikle artık sorulmaması gerektiğini düşündüğüm “kadınlara göre sert bir spor” olmasıyla alakalı sorular rahatsız ediyor. Sporun bir cinsiyeti yoktur.”

Medya tarafında karşınıza çıkan engelleri biraz daha açabilir misin?

“Takım olarak en çok üzüldüğümüz şey medyanın ilgisizliği. Bu sene dünya üçüncüsü olduk ama neredeyse hiçbir yerde yayınlanmadı. Tamamen görünmez değiliz ama kesinlikle medyada daha fazla yer alabiliriz. Sadece başarılar için değil, bu sporun daha çok duyulması için önemi var. Daha fazla fikir özgürlüğüne ve medya tarafından saptırma yapılmamasına ihtiyaç var. Çeşitliliğin artması gerekiyor. Bu sayede herkesin sesi duyulur ve bu sporda da bizim sesimiz duyulur.” 

Naim’den önce halter sporu Türkiye’de takip edilmiyordu bile, onun mücadeleleri tüm ülkece izlenmişti. Senin de böyle bir hayalin var mı? Buz hokeyini tüm ülkenin izlediği, sporcu olmak isteyen çocukların hevesle peşinden gittiği bir gelecek hayal ediyor musun?

“Kesinlikle böyle bir hayalim var. Özellikle içinde olduğumuz ve Türk kültüründen gelip de böyle bir spor yaptığımız için söylüyorum. Buz hokeyine şans verilirse Türk halkının seveceğine inanıyorum. Çünkü hem fiziksel, adrenalini yüksek ve atmosferi gerçekten güzel bir spor. Türk insanının şans vermesi dahilinde seveceği bire bir mücadelesi yüksek bir spor.”

Bunun için henüz çok erken belki ama kariyerin sonrasında bu sporun içinde hedeflerin devam ediyor olacak mı? Belki gençleri yetiştiren bir antrenör, belki de bir federasyon yöneticiliği gibi kafanda planlar beliriyor mu?

“İlk önce antrenör olmak isterim çünkü hokeyi bıraktıktan sonra bile bir süre daha oyunun içinde olmaya devam edeceğim. Sonrasında buz hokeyinde Türkiye’nin gelişmesine yardım edecek ne varsa, federasyonun herhangi bir noktasında görev almak isterim. Bıraktıktan belli bir süre sonra giderek oyundan uzaklaştığınız için, en nihayetinde bu da teknoloji gibi bir şey ve adapte olmakta zorlanıyorsunuz; o yüzden önce antrenörlük sonra oyundan kopmaya başlarsam ne görev olursa olsun yapmaya hazır olacağımı söyleyebilirim.”


Amerika’dan Türkiye’ye buz hokeyiyle alakalı mutlaka getirmeliyiz gerekli dediğin bir şey var mı?

“İlk olarak kesinlikle ağırlık çalışma programlarını getirmek isterdim. İkinci olarak slideboard dediğimiz evde bile kullanılabilen antrenman ürünlerini getirmek isterdim. Piste çıkamadığımız zamanlarda kullanabiliyoruz. Bunun yanında şut çekilebilecek alanların oradaki kadar fazla olması olabilir. Tabii ki öylesine kullanılmasından ziyade, bu eğitimi verebilecek insanların yardımıyla kullanılmasını tercih ederim. Türkiye’deyken en büyük eksiğimin teknik açıdan olduğunu buraya gelince fark ettim. Bunu Amerika’ya geldikten sonra kendi çabalarımla ve buradaki yöntemlerle geliştirebildim.” 

Buz hokeyi canlı yayınla takip etmesi zor bir spor. Sen de bir Televizyon mezunusun aynı zamanda, bu sporun yayıncılığı konusunda yeni fikir üretmek ister miydin? 

“Buz hokeyi oynamadan önce ben de aynı durumdaydım. Salonda bile takip edilmesi zor. Bence oyuna dair bilginiz geliştiğinde bile rahatlıkla takip edilebilir. Drone kullanılabilir ama pakın çarpması halinde tehlikeli olabilir. Son dönemde özellikle yayıncılık çok gelişti. Salondan takip edilmesi şu anda yayına göre daha zor. Özellikle üst noktalardan izlediğinizde neredeyse hiçbir şey görünmüyor.” 

Milli takımlarımızın 12 Dev Adam, Filenin Sultanları gibi farklı isimleri var. Sen buz hokeyinde milli takıma farklı bir ad versen bu ne olurdu?

“Bize Buzun Sultanları diyorlar. Cevap vermek istesem bile gerçekten zor olacak. Buzun Kadınları gibi bir cevap geliyor ama çok iddialı olmadı. (gülerek) Bir de pazarlama okuyorum. Belki Buzun Kahramanları diyebiliriz.”


* Pesketaryenlik: Balık veya diğer su ürünlerinin bulunduğu fakat başka hayvanların etlerine yer vermeyen beslenme düzenidir.

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin