FutbolEric Cantona: “The King”

Eren Göktepe6 ay önce14 dakika

Manchester United’ın, Sir Alex Ferguson’dan önce İngiltere futbolunun zirvesinde olduğu pek söylenemez. Sir Alex’in unvanını kazanmasındaki en büyük yardımcılarından biri de “Kral” olmuştur. Hayır, İngiliz monarşisinden bahsetmiyorum! Manu’nun 7 numaralı forma efsanesinde George Best’ten sonra, Ronaldo’dan önce bayrağı taşıyan ve kibirli halleriyle tanınan, İngilizlerin asi bir Fransız’a “The King” lakabını taktıran Eric Cantona’dan bahsediyorum. Marsilya sokaklarında kavga edip eve döndüğünde resim çizen, ülkesinde futbolu bırakması için kampanyalar başlatılan ve İngiltere’ye gidip şampiyon olan, Arthur Rimbaud ve Jim Morrison’un yaktığı ateşi taşıdığını iddia eden Cantona’dan… Kendisinin kariyerine ve gollerine çeşitli sayfalardan ulaşabilirsiniz. Fakat bu yazıda onun anti-kahramanlığına göz atalım istiyorum. Hadi başlayalım!

Eric

Figür Olmak

Cantona’nın doğup büyüdüğü Marsilya şehri, güzel tabiatının yanında mafyası ve tekinsiz sokaklarıyla da ünlüdür. Meraklılarına, 2014 yapımı olan ve gerçek bir hikâyeye dayanan “La French” filmini de buradan önermiş olalım. Kavgalar, dayanışma ve dik başlılık… Eric tüm kavgalarının ardından evine döndüğünde ise kendini entelektüel tutkularına, felsefe ve sanat tarihi okumalarına verdi. Günümüzün alışkanlığı olan “etliye sütlüye karışmamak” kenara dursun, Eric bizzat yemeğin nasıl yapıldığını belirleyen ve toplumsal olaylara yön veren isimlerden oldu her zaman. Milliyetçi bir tarafı olmamasına rağmen kendisine ırkçı söylemlerde bulunan bir taraftara tarihin en meşhur tekmelerinden birini attı. Ayrıca memleketi Fransa’da Müslümanlara karşı yapılan ırkçılığın da karşısındaydı. Ona göre tüm insanlığın ırkçılara karşı aynı tekmeyi atması gerekiyordu. Manchester United’ın 26 yıllık şampiyonluk hasretine son veren de kendisi oldu, cezalı olduğu dönemde şampiyon olunamamasının sorumlusu da!

Ferguson’un “Sir” unvanını kazanmasına da yardımcı oldu. Yıllar sonra Ferguson’un “Sadece 4 adet dünya çapında yıldızım oldu” diye bahsettiği 4 oyuncudan biriydi Eric. Giggs, Scholes ve Ronaldo isimlerinin yanında “The King”i de sayıyordu Ferguson. Takım arkadaşı Beckham biyografisinde, “Ferguson Cantona’dan çekiniyordu” demişti. Çekinmemek de abes olurdu zaten! Cantona hem takımın lideriydi hem de dizginlenemez bir isyancıydı. Kendisine ceza veren federasyona, “Onlar zaten aptallar ve futbolu kirletiyorlar” diyen de oydu; milli takıma alınmayışının ardından hocası için “bok çuvalı” diyen de! Fakat sakın Alex Ferguson’u da yabana atmayın. Zira Beckham’ın Manu’dan ayrılmasıyla ilgili anlatılan hikâyeleri bilenleriniz vardır elbet.

Eric

Veda Sanatı

Cantona’nın ardından kutsal 7 numara David Beckham’a verildi ve her şey yolundaydı. Fakat rivayetlere göre kötü biten bir maçın ardından Alex Ferguson, kıpkırmızı suratıyla soyunma odasında yerde duran bir kramponu Beckham’ın suratına fırlattı. Sonrasında da olanlar malum! Beckham, Los Galacticos’un yolunu tuttu ve tüm meziyetlerine rağmen hiçbir zaman bir Fransız asisinin gördüğü değeri göremedi kendi evinde.

“Kral”ın vedası ise kendine yakışan bir dik başlılıkla oldu Beckham’ın aksine. 31 yaşındaydı ve takımın tartışmasız lideriydi. Futbolunun ve formunun zirvesindeydi. İki gol attığı bir maçın ardından; “Futbolu hep zirvede bırakmak istemiştim ve artık zamanının geldiği düşünüyorum. Elveda” demişti. Sanatçıların ve asilerin gücünün kaynağını, çoğunlukla tutkuları oluşturur. Tutkusu kaybolduğu an Cantona gibi bir adamın orada durmasını bekleyemezsiniz ve beklememelisiniz de. Nitekim dönemin Manu başkanı da haftalarca ikna etmeye çalıştı Cantona’yı ama haftalar sonra anladı ki; o da artık bizler gibi Cantona’nın oyunculuğunu uzaktan takip etmek zorundaydı.

Futbolu Bıraktı, İsyanı Değil!

Futbolculuğu sırasında da reklam filmlerinde başarıyla yer alan Cantona’nın sinemaya girmesi pek uzun sürmedi. Rolü gereği 160 kiloya da çıktı, İngiliz monarşisine de dahil oldu, kısa film çekip ödül de aldı. Nike’ın “Joga Bonito/Güzel Oyna” serisinin sözcüsü de oldu.

Futboldan sonra kavgalara son verdiğini de düşünmeyin sakın! Emeklilik yaşının uzatılmasıyla ilgili protestolarda halkın sözcüsü de o oldu. Her isyancı gibi o da sistemden ve sınıf ayrımından nefret ediyordu. Protestoya katılanlara, “Bankalardaki paralarımızı hep birlikte çekersek sistemi çökertebiliriz” diyen de Eric Cantona’dan başkası değildi. Futbolculuğu döneminde kaldırdığı yakası, hemen hemen her futbol tutkununun hâlâ hafızalarında yer alır. Bunu horozlara ve kökenine yormak da mümkün ama kendisi gibi entelektüel ve filozof olan Dr. Socrates’e yormak da mümkün. 2012 yılında yayınlanmaya başlayan bir televizyon serisi olan “Les rebelles du foot / Futbolun Devrimcileri” serisinin sunucusu olan Cantona, “Socrates and The Corinthians Democracy / Socrates ve Corinthians Demokrasisi” adlı bölümün sunumunda Socrates’e olan hayranlığını kendi ağzından ifade etti ve bölümün sonunda tıpkı Dr. Socrates gibi formasının yakalarını kaldırdı.

Unutulmaz Tekme

Tıpkı futbolculuğu gibi uzun ve başarılı sinematografisi için de merak duymaktaysanız; kendisinin İMDB sayfasına göz atmayı ihmal etmemenizi öneririm! Fakat bir filmi anmadan edemeyeceğim. Kariyerini işçi sınıfına ve sosyalist anlatılara adayan İngiliz yönetmen Ken Loach’ın 2009 yılında vizyona giren “Looking for Eric” adlı filmini, tanıdığım herkese tavsiye ettiğim gibi sizlere de tavsiye ediyorum. Usta yönetmenin filmlerinde, “Futbol işçi sınıfının balesidir” söylemine çok sık rastlanmakla birlikte bu filmde, o balenin krallarından Cantona da bizzat kendisini canlandırmaktadır.

Filmde geçen bir diyaloğa bakınca ana karakter, Cantona’ya kariyerindeki en sevdiği golü sorar. Sayısız kupası ve golü bulunan bir forvetin kariyerine dönüp baktığında en sevdiği gol üzerine tahminlerde bulunur ama Cantona kendi derinliği ile bir golü değil, asisti anlatır. Takım arkadaşlarıyla birlikte hareket etmenin ve dayanışmanın ardından golü kimin attığının bir önemi kalmadığını vurgular. Tıpkı kariyerinde en keyif aldığı an sorulduğunda verdiği cevap gibi. Irkçı holigana attığı uçan tekmeyi tüm ırkçılara atmak gerektiğini her defasında vurgular Cantona.

Eric
Eric Cantona’nın taraftara attığı uçan tekmenin ardından basın toplantısında söylediği söz: “Martılar, balıkçı teknesini takip ederken, sardalyelerin denize atılacaklarını düşünürler.”

Felsefe okumuş, resim yapmış, bolca kavga etmiş ve kendini yaşamış bir kraldır. Arthur Rimbaud ile Jim Morrison’un yaktığı ateşi körükleyen de odur, kendi takım arkadaşını yumruklayan da. Günter Theodor Netzer ve Rock’n Roll, George Best ve serserilik, Socrates ve felsefe… Bunların her birini taşır üstünde. Aldığı tüm ilhamlar, çıkardığı tüm olaylar ve attığı her gol yine kendisidir. Başka kimse değil. Ölümlülerin aksine inatla dimdik ayaktadır “Asi Kral”. İnatla ve gururla…
Au revoir…*


*Nike’ın “Macht in The Hell” reklam filminde Cantona’nın şeytana karşı attığı golden ve onu cehenneme yollamadan önceki söylediği söz, Fransızca dilinde “Güle güle” anlamına gelir.

Eren Göktepe

Bunları da Okuyabilirsiniz

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin