FutbolRöportajlarIvko Ganchev: Unutulmaz Timsah

Elif Ezgi Kılınç7 ay önce35 dakika

Takvim yaprakları 2 Ağustos 1995’i gösteriyordu. Bursa’da güneşli bir yaz akşamı yeşil-beyazlı taraftarlar boyunlarında atkıları, ellerinde bayraklarıyla akın akın Bursa Atatürk Stadyumu’na doğru ilerliyorlardı… 1994-1995 sezonunu altıncı sırada tamamlayan Bursaspor, sonraki sezonun başında o zamanki adıyla UEFA Kupası’na katılabilmek için o sezon ilk kez düzenlenmeye başlayan UEFA Intertoto Kupası’nda yoluna emin adımlarla ilerliyordu. UEFA Kupası’na bir adım kala sıradaki rakip Almanya’nın Karslruher SC takımıydı. Elvir Baljic, Magid Mususi ve Ercüment Şahin’in golleriyle 3-2 önde olan yeşil-beyazlılar uzatmalarda Michael Wittwer’in golüne engel olamamış ve maç penaltılara gitmişti. Penaltılar sonucu turu geçen taraf Karslruher SC olsa da Bursaspor, Türk futbol tarihinde önemli bir ilke imza atmıştı. O kadronun önemli isimlerinden biri olan şimdilerde kariyerini antrenör olarak devam ettiren Ivko Ganchev ile her şeyin başladığı yer olan Bulgaristan’ın Stara Zagora şehrinde buluştuk. Ganchev, bizlere hem kariyer yolculuğunu hem Türkiye’deki anılarını hem de endüstriyel futbola olan yaklaşımını anlattı.

Futbolculuk kariyerinize nasıl başladınız? Sizi futbola yönlendiren bir olay veya duygu muydu?

“8 yaşında futbola başladım. Daha küçük yaşlarda sokakta hep futbol oynardım. Bizim dönemimizde futbol sokakta başlardı. Rahmetli babam da futbolcuydu. Ünlü bir futbolcu değildi ama şehrimizde hemen hemen herkes onu tanırdı. ben de onun sayesinde futbola yöneldim. Aynı zamanda futbol benim için bir sevda, bir tutkuydu. Basketbol ve voleybol gibi spor alanlarında da oynadım ama aklımda hep futbol oldu.”

Futbolla ilk başladığınız dönemlerde profesyonel olacağınız aklınıza gelmiş miydi?

“Futbol alanında profesyonelleşmek her zaman hedefimdi ve bu hedefimi de gerçekleştirdim. Bizim dönemimizde devletin desteklediği özel spor okulları vardı. Bu okullarda sadece futbol yoktu. Güreş, atletizm, halter ve farklı branşlarda da sporcular yetiştiriliyordu. O dönemki meşhur sporcuların neredeyse hepsi bu özel spor okullarından mezundu. Daha 5’inci sınıftayken futbol kampına yılda 2 defa gidiyorduk. Normal günlerde de her sabah bir kere futbol antremanı yapıyorduk. Yine 5’inci ve 6’ncı sınıftayken günde çift antreman yapıyorduk. Sabah antremanımızı yapıyor ardından 3 saat ders görüyor sonrasında bir antreman daha yapıyorduk. 10’uncu ve 11’inci sınıftayken de antrenman sayılarının günde 3’e çıktığı oluyordu.”

Bursaspor’a transfer olma süreciniz nasıl ilerledi?

“Bursaspor’a transfer sürecim çok enteresandı. Transfer olmadan önce 5 yıl Bulgaristan’ın Beroe Stara Zagora takımında forma giydim. Burada şampiyonluk yaşadım. Daha sonra 2 sene Slavia Sofya takımında oynadım. Slavia Sofya takımıyla sözleşmem bittikten sonra Levski Sofya takımına transfer oldum. Tam yeni sezon hazırlıkları başlamışken Türkiye’den Mustafa Yedikardeş, Mümin Canbaz ve Mümin Kaşmer gelmişlerdi. Ben de şaka maksatlı “Beni neden Türkiye’ye transfer etmiyorsunuz?” diye takıldım. Benim şansıma da bir önceki sene, yani 1992 yılında Bursaspor, Trabzonspor’a 5-1 mağlup olarak Türkiye Kupası’nı kaybetmişti. O dönemde Bursaspor’da Romen bir kaleci vardı. Maçta çok kötü oynamıştı. Bu yüzden Bursaspor yeni bir kaleci arayışlarına girmişti. Benim transfer olma sürecimin söz konusu olduğu dönemde sistem çok farklıydı. O dönem video kasetleri vardı. Kasetlerimi izledikten sonra geldiler ve konuştuk. Ne yapacağım konusunda kararsızdım. Levski takımında mı oynayacaktım yoksa Türkiye’ye mi gidecektim karar veremiyordum. 1 hafta sonra Mesut Moral ve Mümin Canbaz tekrar gelerek Bursaspor’a transfer olmam için çok uğraştılar. O dönemki eşim Türkiye’ye gidip gitmemek konusunda oldukça kararsızdı. Nihayetinde kararımı verdim ve Bursaspor’a transfer oldum. Bu kararımdan dolayı hiç pişman olmadım. Bursa’da çok mutlu günler geçirdim.”

Türkiye’de oynarken yaşayıp da unutamadığınız bir anınız hangisi?

“Hem Bursaspor camiası hem de sosyal medyadaki taraftarlar için bence unutulmayan tek bir maç vardır. O maçı eminim hiç kimse unutamıyordur. Bursaspor – Karlsruhe, UEFA Intertoto Kupası maçı. Maalesef o maçı penaltılarla kaybettik. Çok meşhur bir maçtı. O kadroda bulunanlar ve o maça gelen herkes hala o maçı konuşuyor. Bursaspor – Karlsruhe maçı kariyerimdeki en unutulmaz maçlardan biriydi. Ayrıca, benim için unutulmaz olan bir maç daha var. Bursaspor’daki ilk senemde Galatasaray maçında karmakarışık bir olay yaşadım. Maçın ilk devresi 1-0 öndeydik. İkinci yarıda Galatasaray, 1-1’i yakaladı. Golden dakikalar sonra Galatasaray bizim ceza sahamıza girdi.

Kaynak: Bursaspor

Dönemin Galatasaray forveti, rahmetli Sedat ile karşı karşıya geldi ceza sahası içerisinde. Sedat’ın içeride eline top çarpmış. Rakibin forveti “penaltı, penaltı” diye bağırdı. Hakem taa orta sahadan penaltıyı verdi. Bizim hocamız da o dönem Yılmaz Vural’dı. Kenarda birden olaylar karıştı. Ben de o zamanlar çok sinirliyim kendimi kaybetmek istemiyorum. Yılmaz Hoca’yı da kenarda görüyorum yatıyor kalkıyor. Sonunda, maç bitti ve mağlup olduk. Kendimi kaybedip hemen hakeme doğru koşmaya başladım. O dönem kaleci antrenörümüz Erhan Arslan’dı. Hakemin yanına gitmemem için beni yakaladı. Biliyordu rahat durmayacağımı. Ben de tutmasın diye “bir şey yapmayacağım” dedim. Eski Bursa Atatürk Stadyumu’nun tünelinin hemen başında bir merdiven vardır. Hakem, tünele girerken her tarafta polisler vardı. Ama, etraf bir anda sakinleşti. Hiç kimse kalmadı. Ben de hakeme bir anda arkadan tekme savurdum. Hakem, merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Beni gören sadece birkaç kişi vardı. Erhan hoca hemen “ne yaptın?” dedi. Ben de “hiçbir şey yapmadım ki” dedim. Ertesi gün herkes televizyondan görünce beni “aferin sana” dedi. Ben de dedim ki “Ne oldu? Hiç kimse görmedi ki” diye söyledim. Meğer tam üstümde tepe kamerası varmış ve kamera tam beni tekme atarken yakalamış. Federasyon sordu tabii “Neden yaptın?” diye. Ben de “ayağım kaydı ve öyle oldu. Ben vurmadım” dedim. Bana 4 maç ceza verdiler. O olaydan sonra hakem bir daha maç yönetmedi. Enteresan bir maçtı.”

Türkiye’ye geldiğinizde “İbrahim” isimini aldığınız doğru mu?

“Evet, öyle bir şey var. Türkiye’deki ikinci yılımı doldurmuştum. Mesut Moral: “Seni Türk vatandaşı yapalım. Kabul eder misin?” diye sordu. Ben de “Kabul ederim. Neden etmeyeyim ki” dedim. Benim için de avantaj olabileceğini düşündüm. Gerçekten de öyle oldu. Bunu kabul ettiğim için hiç pişman olmadım. O dönem kulübümüzde Fikri isimli bir personelimiz vardı ve Bulgar göçmeniydi. Fikri, kulüp içindeki her şeyle ilgileniyordu. O zaman bilgisayar yaygın değil tabii her şey kağıt üstünde yapılıyordu. Fikri bana sadece bir form doldurmamı ve imzalamamı söyledi. Sonrasında gitmiş benim için Türk vatandaşlığına başvurmuş. Ordaki memur da başka isim koymak lazım, Bulgar ismi olmaz deyince Fikri, Ivo’ya İbo’nun yakın olduğunu düşünmüş. Kendi kafasına göre koymuş. Stara Zagora’nın Türkçe karşılığı Eski Zağra’dır. Fikri de adı “İbrahim Zaralı” olsun demiş. Bana hiç kimse ne isim istersin diye sormadı. Türk vatandaşı oldum. Türk vatandaşı olduktan sonra bizim tanıdık avukatımız vardı. Mahkemeye başvurdu. Tabii isim değiştirme mecburiyeti yoktu. Tekrar Ivko Ganchev adıma döndüm. Şimdi Türk kimliğimde de Bulgar kimliğimde de adım Ivko Ganchev olarak yazıyor. “İbrahim Zaralı” olarak geçirdiğim çok kısa bir dönemim oldu.”

Futbol oynadığınız dönemde bu sporun bir endüstri haline gelebileceğini düşünmüş müydünüz? Ve bu kadar büyüyüp tekelleşmesi hakkında neler söylersiniz?

“Dünya’da herkes futbolu biliyor, seviyor ve izliyor. Futbol sektörünün büyüyeceğini düşünmüştüm ama hiç bu kadar büyüyebileceğini tahmin etmemiştim. Geçtiğimiz iki yıl boyunca pandemiden dolayı bir küçülme gerçekleşmiş olsada futbol endüstrisi büyümeye devam ediyor ve daha da büyüyecek. Dünya’nın her yerinde taraftarlar var. Hemen her gün karşılaşmalar oynanıyor. Her ülkenin kendi içerisinde düzenlediği pek çok kupa maçı var. Futbol heyecanı her tarafta son hız devam ediyor.”

Hem Stara Zagora’da hem de Bursaspor’da kalecilik deneyiminiz oldu. İki takımın, takım içi dinamiklerini kültürel olarak karşılaştırmamız gerekirse bu konu ile ilgili neler söylersiniz?

“İki takım da benim açımdan çok enteresandı. İkisi de benim en sevdiğim iki takım. Aynı zamanda iki takımın forması da yeşil beyazdı. O zaman 20 yaşındaydım. 1986 yılında Bareo takımı ile Bulgaristan’da şampiyon olmuştuk. O sezon otuza yakın maçta forma giymiştim. Türkiye’ye geldiğimde futbol açısından durum biraz daha farklıydı. Belki o zamanlar futbol açısından Bulgaristan, Bareo takımı daha iyi bir seviyedeydi ama seneler geçtikçe özellikle 1995 senesinden sonra Türkiye ve Bursaspor çok büyük ilerleme kaydetti. Türkiye, futbolda çok daha dinamik ve çok daha heyecanlı. Sadece Bareo takımında değil tüm Bulgaristan’da o kadar kaliteli futbolcu yok. Türkiye’de çok kaliteli futbolcular var ve aynı zamanda genç futbolcular da yetişiyor ve altyapı hocaları da çok iyi işler çıkartıyorlar. Bu açıdan Türkiye çok daha önde.”

Kariyerinizi noktaladıktan sonra yolunuza kaleci antrenörü olarak devam ettiniz. hem futbolcu hem de anrenör olarak sohbetimize devam edersek eğer bu iki ayrı mesleğin sizin için ne ifade ettiğini bizimle paylaşır mısınız?

“Kaleci olmak çok ayrı bir heyecan. 13 yaşında bir oğlum var. O da şimdi kalecilik yapıyor. Her zaman söylerim kendisine kaleci olmak gerçekten çok zor. Diğer tarafta maç oynanırken sen kalede bir başınasındır. Bir hata yaptığın zaman ise bunu herkes görüyor. Ve, bu hatanın telafisi çok zordur. Çünkü, kalecinin hata yapması demek gol demek. Eğer kaleci olacaksan kendini unutmak ve bir başka dünyada yaşıyor olmak lazım. Benim açımdan da kaleci olmak çok zordu. Diğer bir açıdan baktığımızda ise eğer sen bir kurtarış yapmışsan veya maçı kazandırmışsan o zaman senden daha iyisi yoktur.

Bu da inanılmaz mutluluk verici bir olaydır. Kaleci antrenörü olmak ise kaleci olmaktan nispeten daha kolay gözüksede elbette zorluklarıda var. Çünkü, antrenörlüğünü yaptığınız kalecinin heyecanını görüp siz de tekrar o heyecanı yaşıyorsunuz ve yaşatıyorsunuz ama birlikte çalıştığınız kaleci bariz bir hata yaptığı zaman herkes size “bu kaleciyi nasıl çalıştırıyorsun?”, “neden böyle oldu?” gibi sorular soruyor. Geçen bir arkadaşımla da bu konu hakkında konuşup şakalaştık. Benim birlikte çalıştığım çoğu kaleci milli takımda da forma giymiştir. Bursaspor’da Harun Tekin ve Mert Günok ile çalıştım. Kayserispor’da birlikte çalıştığım Muammer Yıldırım milli takıma kadar yükseldi. Son zamanlarda çalışıp en çok verim aldığımı söyleyebileceğim kaleci ise Muhammed Şengezer. O da milli takıma kadar yükseldi. Aynı şekilde birlikte çalıştığım oyunculardan Galatasaray’dan Okan Koçuk’da A Milli Takım forması giydi. Bir çok isimle çalıştım ve hepsi de en üst seviyelerde forma giydiler. Türkiye’deyken, ligde ilk maçını oynamış olan Doğan Alemdar da şuan Fransa’nın Stade Rennais takımında oynuyor. Daha 20 yaşında ve çok başarılı bir kaleci. Kayserispor’da onu nasıl gördüğümü bana sorduklarında çok yetenekli olduğunu ve çok başarılı bir kaleci olacağını söylemiştim. Hislerimde yanılmadım gerçektende öyle oldu.”

Sizin oynadığınız dönemde ben bu golü nasıl yedim dediğiniz bir maç oldu mu?

“Bazen, çok basit goller yediğim oluyordu. Takım içinde bazen “sen bu golü nasıl yedin?” diye herkes soruyordu. Ben de onlara: “O golü de zaten Hagi atmıştır başka kim atacak” diye cevap veriyordum. (gülerek). Serbest vuruş oldu. Hagi, 30 metreden gelip topa vurdu. Top doksana ben ters tarafa gittim. Herkes bu golü konuştu günlerce. Elbette maç içinde hatalarım oldu. Ama en önemlisi hiç bir zaman vazgeçmemektir.”

Bursaspor’un 2005-2006 sezonunda birinci ligde şampiyonluğu yakalayıp süper lig’e dönmesini ve ardından 2009-10 sezonunda Süper Lig’de kazanılan şampiyonluğu nasıl değerlendirirsiniz?

“O dönem ben Bulgaristan’daydım. Bursaspor’da kaleci antrenörlüğü yapmaya başladığımda sene 2000’di. 2003’e kadar çalıştım. En son rahmetli Nejat Hoca ile birlikte çalıştık. Onun ekibindeydim. Ondan sonra Bulgaristan’a geldiğimde Bursaspor’u takip etmeye devam ediyordum. Sonuçta Bursaspor benim ilk oynadığım takımlardan birisiydi. Bursa’daki herkes Bursaspor’un bir başarı yakalamasını istiyordu. Bursaspor küme düşmüştü. Ancak, kimse küme düştüğünü kabul etmiyordu. Ondan sonraki sene Süper Lig’e geri döndü. Bursaspor’un, Süper Lig’de şampiyon olması apayrı bir duygu. Fakat, hiç kimse Bursaspor’un o sezon şampiyon olmasını beklemiyordu. Ama, bazen karşınıza fırsatlar çıkınca sonuna kadar kullanmak lazım. Şansın da yardım etmesi gerekiyor bir yerde.”

Peki siz Bursaspor’un bir gün şampiyon olabileceğini düşünmüş müydünüz?

“Açıkçası hayır. Tahmin etmemiştim. Çünkü, Bursaspor hiçbir zaman böyle bir çıkış yapmamıştı. Ayrıca, Bursaspor’un küme düşmesini de hiç beklemiyordum. Herkesin bildiği üzere Bursa, Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri. Büyük bir potansiyele sahip. Türkiye’de herkes Bursaspor’u biliyor. Ekonomi politikası da çok farklıydı. O yüzden küme düşmesini hiç kimse beklemiyordu. Küme düşmesi, bu büyük şampiyonluğu yaşaması için belki de bir başlangıçtı. Şampiyonluğu elde etmesi çok iyi bir duygu ama o zamanlar için küme düşmesi çok üzücüydü.”

Bursaspor’un şu anki durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

“Bursaspor’un maçlarını her hafta televizyondan izledim. Şampiyonluktan sonraki her senede git gide çok daha büyük hatalar yaptılar. Çünkü, şampiyon kadronun temelini attıktan sonra her sene bu şampiyonluğun üstüne koymaları gerekiyordu. Ama, onlar tam tersini yaptılar. Temeli attıkları gibi çatıya çıktılar. Bir anda en üst seviyede olmaya çalıştılar. O temeli yavaş yavaş işleyerek yükseltmediler. Böyle olunca temel sağlam olmuyor ve bir anda aşağıya doğru düşüyorsun. Bursaspor için durum tam olarak böyle oldu. Tüm Bursaspor taraftarları için çok üzücü.”

Futbolculuk döneminizle teknolojinin hayatımızda olan etkisinin giderek arttığı bu yılları karşılaştıracak olursanız taraftarların stadyum içindeki çoşkusunda bir azalma yaşandığını düşünüyor musunuz? Herkes artık maçlara video çekmek için geliyor sanki.

“Eskiden stata gelen herkes çok coşkuluydu. Herkes şarkılar söylüyor tezahüratlar yapıyordu. Taraftarlar, stadyumları tamamen dolduruyorlardı. Şimdi çok az ülkede taraftarlar stadyumları tamamen dolduruyor. Şuan ki dönemde stadyumların neredeyse yarısı boş. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değil. Diğer ülkelerde de durum hemen hemen aynı. Bence teknoloji, futbola sadece zarar verdi. Eskiden herkes stadyumda maç izlemeye daha istekliydi. Herkes maçları heyecanla bekliyordu. 2 saat önceden gelip stadyuma girmeye çalışıyorlardı. Şimdi televizyonda bir sürü maçın yayını var. Eskiden sadece tek bir ligi izliyordunuz. Ya Türkiye ligi ya da Bulgaristan Ligi. Durum böyle olunca maçları izlemek için herkes stada gidiyordu. Şimdi televizyonu açtığınızda neredeyse çoğu kanalda ondan fazla maç var. Hangi birini stada gidip nasıl izleyeceksiniz. Bu maç keyif vermiyor diyip diğer maça geçiyorsun ya da bugün hava soğuk maça gitmeyeceğim diyip maça gitmiyor evden seyrediyorsun mesela. Eskiden öyle bir şey yoktu. Soğuk, yağmur, çamur veya kar dinlemeden herkes maçıları izlemeye gidiyordu.”

Türkiye’ye geri dönmek ve daha önce çalıştığınız takımlarda tekrar kaleci antrenörü olarak veya başka bir pozisyonda görev almak ister miydiniz?

“Her zaman, tabii ki. En son Hakan Kutlu, Tuzlaspor’da çalışırken beni aradı. Ben o zaman burda Bulgaristan’da Bareo takımındaydım. Kendisinin yaptığı teklifi o zaman kabul edemedim. Ama, belki bu sene Hakan Hoca, Samet Hoca ya da başka ekiplerin hocalarından biri beni çağırırsa seve seve Türkiye’ye gelip görev alabilirim.”

Gelecekte futbolun yönetici tarafında görev alacak olursanız sahalarda değiştirmek istediğiniz şey ne olurdu?

“VAR sistemi keşke olmasa. Tamam bazen ofsayt pozisyonunu veya golü görüyor ama futbol eskiden daha heyecan verici, daha hareketli ve daha ateşliydi. Şimdi VAR sisteminde gol atıyorsun ama gol var mı yok mu veya sevinsin mi futbolcu sevinmesin mi belli değil. Ben kesinlikle VAR sistemini değiştirmek isterim. Daha doğrusu tekrar eskiye dönmek isterim.”

Bursaspor Stadyumu’nda eski takım arkadaşlarınızla bir anı maçı düzenlemek ister miydiniz?

“Çok güzel olurdu. Intertoto Kupası’nın kadrosundaki herkes o maçı hala konuşuyor. Hiç kimse o maçı unutmadı. Bursaspor’un şampiyonluğu yakaladığı kadro da tabii ki çok başarılı bir kadro. Ama, Intertoto kadrosu mu şampiyon kadro mu derseniz Intertoto kadrosu daha çok biliniyor derim. Belki de taraftarlar şampiyon kadroyu unutmuş olabilirler. Ama eski kadro, Intertoto kadrosu hala herkes konuşuyor. “Ben seninle yaşıtım. Ben senin maçına gelmiştim” diyen bir çok kişi var. Genç çocuklar da aynı şekilde: “Babam beni küçükken senin maçına getirmiş” diyorlar. Herkes o eski futbolcuları tanıyor. Bizim içinde o dönemler çok önemli.”

Elif Ezgi Kılınç

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin