FutbolRöportajlarAhmet Çakır: Bizim Çocuklar

Berke Kosova5 ay önce27 dakika

Milli takımımızın tarihine ışık tutan araştırmalara imza atan gazeteci Ahmet Çakır ile “Bizim Çocukların” Euro 2020 öncesi son durumunu, turnuvadaki şansını ve rakiplerimizi dergimiz Victory için konuştuk.

Milli takımımız turnuvanın açılış maçında sahne alacak. Rakibimiz İtalya. Tüm maçlar çok özel tabii ki ancak açılış maçı olması sebebiyle tüm futbolseverlerin gözü ilk maçımızda olacak. Açılış maçıyla ilgili öngörüleriniz neler?

Bunun bir şans olduğu tartışma götürmez gerçek. Hele zamanında yapılamayıp 1 yıllık özlem oluşmuş bir ortamda bu maça çıkmak için üste para verilir. Gerçekten reklam değeri çok büyük. İşin sonuç boyutuna geldiğimizde, böyle zorlu maçları daha iyi oynuyoruz. Oyuncularımızın yoğunlaşması daha yüksek seviyede oluyor. Euro 2000’de de eşleştiğimizde bizi 2-1 ile zor yenmişlerdi. Yine benzer bir sonuç olabilir. İtalya, Roberto Mancini ile yenilmez armada haline geldi. Onlara karşı tarihimiz boyunca tek galibiyetimizin olmayışı da tatsız bir durum. Tarihi değiştirmek için de mücadele edeceğiz.

Milli takımımızın, EURO 2020 kadrosunu nasıl buldunuz? Alınan ya da alınmayan oyuncular sürekli polemik yarattı. Sizi şaşırtan bir karar var mı? Yoksa beklediğiniz bir kadroyla mı turnuvaya geldik?

Bu, bıktırıcı bir durum. Nedeni de çok basit; burası bir fikir ülkesi değil. Yani insanlar, milli takımın nasıl bir fikir temeli üzerine şekillendirildiği gibisinden bir takım konuları konuşup tartışmayı değil, kişiselliği seviyorlar. Böylesi çok daha kolay çünkü. “Niye şu var da bu yok” dediğinizde sanki çok önemli bir fikir söylemiş sayılıyorsunuz. O kadarla da kalmıyor, büyük bir haksızlığa parmak basmış oluyorsunuz. Bunlar aslında gülünç şeyler. Bunlar doğruysa bizim teknik direktörümüz delirmiş demektir! Çünkü daha iyi oyuncuları alıp da başarılı olmak yerine kötüleri alıyor ve sonuç da haliyle kötü oluyor. Böyle bir mantık olabilir mi? Teknik direktörün, seçim yaparken neleri göz önünde bulundurduğuna ilişkin bilinmesi gereken bir yığın şey var ama bunlara kulak asmadan konuşuluyor. Malın alıcısı hazır olduğundan, üretim de kesintisiz sürüyor.

Ahmet Çakır

Takımımızın belki de en güçlü bölgesi olan stoper bölgesinde Ozan Kabak, Klopp tarafından bu sezon düzenli olarak oynatıldı ve öte yandan Çağlar ve Merih de var. Hazırlık maçında üçlü formasyon denendi. Sizce İtalya maçında Şenol Güneş’in tercihi nasıl olacak?

Bunu kestirebilmek kolay değil ama ille de bir şey söylemek gerekirse dörtlü savunma oynayacağını düşünüyorum. Evet, uluslararası deneyim kazanmış, Avrupa’nın çok önemli ekiplerinde oynayan üç stoperimizin oluşu muhteşem bir durum. Ancak, özellikle İtalya karşısında neyi nasıl yapacağınızı çok daha iyi düşüneceksiniz. Üçlü gibi görünen beşli savunma düzeni de söz konusu olabilir. Asıl sıkıntı, İtalya’nın hızına ve sertliğine ayak uydurabilme noktasında olacak. Hani, hep “bize ters gelen” falan gibisinden bazı kalıplar vardır ya, İtalya tam da öyle bir ekip. Şenol Hoca için de adeta bir ustalık sınavı olacak bu karşılaşma.

Milli takım tarihi denince akla ilk gelen isimlerden birisiniz. Şöyle tarihe bir dönüp bakınca, sizce en kıymetli jenerasyonlardan biri bugün sahip olduğumuz kadro mu? Bu jenerasyona yakın hatırladığınız bir dönem var mıdır?

Öncelikle, jenerasyon lafından nefret ettiğimi söyleyeceğim. Ancak bu şeklinden değil, bu genellikle “Jenerasyon yakaladı” şeklinde kullanılır ve bazı başarılar bununla açıklanır. Futbol tarihimizin en parlak jenerasyonları uluslararası alanda hiçbir şey yapamamıştır. 1960’lı yılların Metin Oktay‘lı, Can Bartu’lu, Lefter’li, Kadri’li, Suat’lı, Turgay’lı, Baba Recep’li kadrosunu bugün bile özlemle anan, yaşı uygun olan milyonlarca insan var. Sonrasında Rıdvan’lı, Tanju’lu, Uğur’lu, Ünal’lı, Yusuf’lu müthiş bir jenerasyon daha var. Ne yaptıklarına bakıyorsunuz; İngiltere’den 8 yemişler, maç bile kazanamamışlar, gol atamamışlar… Bugünkü kadro elbette yere daha sağlam basıyor. Büyük bir bölümü zaten Avrupa’da oynuyor. Böyle bir üstünlük ilk kez söz konusu oluyor. Ancak bu kadro henüz tarihe geçecek bir şey yapmadı. Öyle bir umudumuz elbette var ama henüz yolun başındalar. Ayrıca üzücü dalgalanmalar da olabiliyor. Uluslar Ligi’nde küme düştüğümüzü unutmayalım.

Bir yandan sürekli Avrupa ile açılan makastan şikayet ediliyor ancak milli takımda bu makas şimdilik kapanıyor gibi. Tabii, bunda Avrupa liglerinden çok sayıda oyuncu olması ana etken. Avrupa’nın 5 büyük liginden bu kadar fazla oyuncuya sahip olmanın avantajları ne olacak?

Söylediğim gibi, böyle bir durumu ilk kez yaşıyoruz ve bunun getirdiği güzellikler ortada. Geçmişte, başta sahalarımızın kötülüğü olmak üzere bir yığın sıkıntı, daha sahaya çıkmadan kaybetmemize yol açıyordu. Oyuncularımızın uluslararası deneyimlerinin yetersizliği sorun oluyordu. 5 büyük ligde oyuncumuzun olması ise çok uzak bir düş gibiydi. Şimdi, futbolu en iyi oynayanlarla, en büyük başarıları kazananlarla omuz omuza mücadele veriyor oyuncularımız. Merih Demiral’ın Cristiano Ronaldo ile arkadaşlığını düşünün. Sadece birkaç yıl önce böyle bir şeyden söz edilse, “Git, bir doktora görün sen!” falan denilirdi…

Ahmet Çakır

Türkiye Ligi ve Avrupa liglerini her kıyasladığımızda içimizi acıtan bir tablo var. Süper Lig neredeyse her dönemde Avrupa’nın en yaşlı liglerinden biri oluyor. Milli takımda durum sevindirici şekilde tam tersine döndü. İlk kez yaş ortalaması tablosuna mutlulukla bakıyoruz. Türkiye milli takımı, Euro 2020’nin en genç takımı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Uzun vadede tabii ki çok kıymetli fakat turnuva özelinde avantaj ve dezavantajları nedir?

Maalesef bir yığın sorun ve sıkıntıyla dolu bir ligimiz var. Sürekli kaotik bir ortamda yaşamak zorundaymışız gibi gelişmeler oluyor. Avrupa’nın en yaşlı ve başka açılardan da çok sorunlu ligine sahip oluşumuz, bunun sorumlusu olan kişilerin bile pek umurunda değil! Milli takım sonuçta bir üst yapı kurumu ama orada da ne kadar yaşlı olsalar da bazı isimlerden kolay kolay vazgeçilemiyor ve kadronun gençleştirilmesiyle ilgili geçişler gerektiği gibi yapılamıyor. Galiba bu kez Lucescu konusunda şanslıydık. Başarısız sonuçlara karşın Rumen hoca ne yaptığını biliyordu. Ve o yolda belli bir yere kadar yürüdü. Belki de herhangi bir yerli hocanın atamayacağı adımları atıp bugünkü durumun ortaya çıkmasına katkı sağladı.

Genç takımların üstün mücadele gücü her zaman avantajdır. Oynama becerisi boyutunda eksikleri olabilir ki işte Hakan Çalhanoğlu gibi oyuncular da o noktada devreye giriyor. Burak Yılmaz da golcü olarak vazgeçilmezliğini en üst düzeyde kanıtlamış olmanın rahatlığı içinde. Avantaj ve dezavantajlarınızı böyle bir pota içinde eritebilirsiniz.

Kamuoyunda genel anlamda İtalya dışında çok zor bir grup gibi yorumlanmıyor ancak FIFA sıralamasında hem Galler(17) hem de İsviçre(13), milli takımımızın(29) üstünde. Bu durumu ve gruptaki şansımızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu, beni çok eğlendiren bir konu. Bizim ülkede yorumcular, milli takım ya da kulüp takımlarının uluslararası maçlarında mutlaka kazanmamızı sağlıyor. Bu sayede gruplardan falan da rahatlıkla çıkabiliyoruz… Ben de yorumcuyum ama ne yazık ki böyle bir güce sahip değilim! İşin gırgırı bir yana, arkadaşlarımız bu konularda gerçekleri umursamadan insanların duymak istedikleri şeyleri söyleme yaklaşımı içinde. Oysa grubun 4’üncü kategori takımı Galler’in FIFA Dünya Sıralaması’nda bizden çok daha yukarıda olması, elbette endişe edilecek bir durum. Hadi İsviçre nerede olursa olsun onlarla her zaman baş edebiliyoruz ama Galler ciddi bir talihsizlik. Çok daha uygun bir rakip gelebilirdi. Grup üçüncüsünün de çıkma şansı olacağından elbette ki bunu becerebiliriz ama şu an kağıt üzerindeki tablo her şeyin olabileceğini gösteriyor. Bu kadar açık ve basit bir gerçeği dile getirdiğinde, “Vay, sen ne biçim Türk’sün!” gibisinden tepkilerle karşılaşabilirsiniz. Onun için, daima en büyük Türkiye!

Ahmet Çakır

Bir önceki soruyla bağlantılı bir soru sormak istiyorum. Hem Avrupa Şampiyonası elemelerinde hem de Dünya Kupası elemelerinin başında, Avrupa’nın elit takımlarına karşı güçlü oyunla puan ve puanlar almayı başaran milli takımımızın, düşük – orta profildeki takımlara karşı biraz daha güçlük çektiği oldu. Bu seviyedeki rakiplere karşı konsantrasyon ya da rakibin kilidini açma konusunda sıkıntı yaşadığımız düşünülüyor. Buna katılıyor musunuz? Sizce İsviçre ve Galler maçında böyle bir sıkıntı yaşamamız olası mı?

Evet, bu da çok ilginç bir durum. Kuşkusuz ki oyuncularımız zayıf rakipleri küçümsemiyor ama “Nasıl olsa yeneriz” duygu ve düşüncesini de içlerinden atamayabiliyorlar. Özellikle, Letonya karşısında yaşadığımız durum, bir tür çaresizlik sendromu olmaya doğru gidiyor. Sorun sadece yoğunlaşma, maça önem verme falan değil. Gerek milli takım, gerekse kulüp takımlarımız rakip ceza alanı çevresindeki set oyunlarını pek beceremiyor. Oralarda basitçe top çevirirken bile olmadık kayıplar yaşıyoruz. Bu da hücum gücümüzü çok düşürüyor. Hep üstün bir tekniğimiz olduğundan söz edilir ya, laf! Üstün teknik, bu tür sorunlara çözüm bulabilmektir. Biz bunu yapamıyoruz ama İsviçre ve Galler karşısında bu türden bir sıkıntı yaşamayız. Çünkü onlar da bizim gibi oynuyor. Yani karşımızda kapanmaları falan söz konusu değil. Dolayısıyla bizim bildiğimiz ve oynadığımız oyun, bu iki rakip karşısında daha iyi işler.

Gruptaki iki maçımız Bakü’de oynanacak. Açıklamaya göre bu maçlar %50 kapasiteyle seyircili olacak. Bakü’nün demografik yapısını düşündüğümüzde, sizce bu durum milli takımımız için küçük de olsa bir avantaj yaratır mı?

Tabii. Bu çok açık. Üzerinde konuşmaya bile değmez aslında. Fakat salgın koşullarından çıkma yolunda bir adım gibi de görüleceğinden çok önemli. Hepimiz, “Aaa, demek ki seyircili maçlar böyle oluyormuş!” diyeceğiz neredeyse. Kupa organize edilirken bize sorsalar, “Nerede oynamak istersiniz?” diye; “Bakü desek ayıp mı olur?” diye duraksarız. Malum, 1 millet 2 devlet durumu bu karşılaşmada çok belirgin biçimde ortaya çıkacak. Şampiyonada Azerbaycan takımının da olmayışı, Ay-yıldızlı ekibi tam anlamıyla kendi takımları gibi değerlendirmelerini güçlendirecek.

Seyirci durumunu kenara bırakırsak, İtalya ile İtalya’da oynadıktan sonra Azerbaycan’a yaklaşık 3500 km yol giderek Galler ile karşılaşacağız. Diğer turnuva takımlarına göre çok daha fazla yol kat edecek olan milli takımımız için bu durum dezavantaj olur mu?

Daha iyisi olabilirdi ama hepsi bir arada olmuyor. Üstelik daha önce benzer durumlar defalarca yaşandı. Bir de aradaki süre yeterli olmayabiliyordu. Şimdi burada o süreler yeterli. Neresinden bakılırsa bakılsın, söylediğiniz sıkıntının ortadan kaldırılması için her türlü önlem alındı. Şenol Hoca birkaç kez İtalya’ya ve Azerbaycan’a giderek gerekli incelemeleri yaptı. Oyuncuların hemen hepsinin böylesi uçuşları defalarca yaşadıklarını ve bundan sonra da yaşayacaklarını biliyoruz. Dinlenmek, toparlanmak ve tekrar çalışmaya başlayıp gelecek maça hazırlanmak için süreler yeterli.

Turnuvalara çok sık katılan bir takım değiliz maalesef. Buna rağmen katıldığımızda iyi işler yaptığımız dönemler oldu. Tabii ki herkesin hafızasında en taze olan turnuvalar: 2002 Dünya Kupası ve 2008 Avrupa Şampiyonası. Yani 13 senedir uluslararası turnuvalarda elle tutulur bir başarı alamadık. Sizce Euro 2020’de sözünü ettiğimiz performanslara yaklaşabilir miyiz? O performansların da üstüne çıkabilir miyiz? Beklentiniz ve tahmininiz nedir?

Bu sorunun yanıtı, böylesi konularda konuşanların neyi, ne kadar bildiğini ortaya koyacak nitelikte. Çünkü 2002 ve 2008’de çok beklenmedik gelişmeler oldu. İkisinde de gruptan çıkabilme konusunda büyük sancı yaşadık. Brezilya’nın Kosta Rika karşısında son maçta ciddi oynayıp onları 5’lik yapması sayesinde 4 puanla gruptan çıkabildik. 2008’de de gruptaki son maçımızda 75’inci dakikaya kadar Çek Cumhuriyeti karşısında 2-0 yenik durumdaydık. Yani eve dönmemize sadece 15 dakika kalmıştı. Sonrasında yaşanan mucizevi gelişmeler elbette çok sık tekrarlanabilir durumlar değil.

Düşünün, 2002 Dünya Kupası’nda üçüncülüğe ulaşmışsınız ama sonraki 20 yılda kupayı evinizden seyrediyorsunuz. Bu, olacak iş mi? Türk futbolunun milli takım düzeyindeki en büyük eksiği, bir standardımızın olmayışıdır. Standardı olmak, ille de Almanya gibi bir üst düzey takım olmak değildir. Orta karar takımların da bir standardı var. Bakın, İsviçre bunun tipik örneğidir. Onların ne yapıp, ne yapamayacağını her zaman kestirebilirsiniz. Fakat Türkiye öyle değil. Gün gelir “Dünya Şampiyonu Fransa”yı yener, gün olur dünya sıralamasında 200’lerdeki bir rakip karşısında çuvallar. Futbol dünyamızdaki sürekli kaos durumunun milli takıma yansıması olarak da görebiliriz bunu. Beklentim, elbette ki gruptan çıkmaktır. Sonrasında işi pek uzatmayız.

 

Berke Kosova

Bunları da Okuyabilirsiniz

VSPOR DERGİSİ

Tutkunu olduğumuz bu sevdaya delicesine ilerlediğimiz bu yolda sporun kitleleri tek bir noktada birleştirdiğine inanlardanız: Zafer (Victory). Sporda başarılı olmanın bir branşta kazanılan zaferin ne demek olduğunu en iyi anlayanlar belki de spor aşkına sahip olan insanlardır. Lebron James’in, Jordan’ın, Boliç’in, Sergen Yalçın’ın ve Kobe Bryant’ın kazandığı bir karşılaşma sonunda gösterdikleri reaksiyon insanlığın zafer kazanmaya ne kadar tutkulu olduğunu göstermektedir.

Abone Ol

Victory Dergi içerikleriyle ilgili e-posta bületinimize kaydolun!

victorydergi.com 2021 © Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Uygulama: Aksel Gültekin