Site icon Victory Dergi

Zinedine Zidane: Düş Kırıklıkları

Başarıya, başarısızlığa ya da bir insanın suçlu veya masum olduğuna nasıl hüküm verebiliriz? Herkesin hep bir ağızdan yasalarla ve kanıtlarla bir sonuca ulaşabiliriz dediğini duyar gibiyim. Tabii toplumsal olayların bazılarında; suç, maddi ve manevi yaptırımlar gibi durumlarda hukuk kuralları işi çözebiliyor. Öte yandan spor, sanat gibi dallarda performans ve beklentiler üzerinden durumu ele alırsak; kişilere ve topluluklara duyulan güven veya güvensizlik kitleler tarafından belirlenebiliyor. Sporcuların, grupların ya da edebi karakterlerin finale giden yolda, onlara hayran olan seyircilerin gözünde tam not alması gerçekten zor bir mücadeleyi gerektirebiliyor. Bu sebeple Fransa Milli Takımı’ndan ve 2006 yılında Almanya’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası finalinde hala akıllarda tazeliğini koruyan efsane fransız oyuncu Zinedine Zidane sevenlerinin içini cız ettiren bir süreçe değineceğiz.

Zizou Sahnede

17 Ağustos 1994 tarihinde Fransa ve Çek Cumhuriyeti, 1996 ve 1998 yıllarında düzenlenecek olan Avrupa Futbol Şampiyonası ve Fransa’nın ev sahipliğinde organize edilecek Dünya Kupası turnuvaları yaklaştığı için hazırlık maçında karşı karşıya geliyorlardı. Fransa Teknik Direktörü Aime Jacquet, takımında Laurent Blanc, Lilian Thuram, Marcel Desailly ve Bruno N’Gotty gibi çoğu stoperlerden oluşan oyuncularını kullanarak, Cantona, Ginola ve Dugarry ile gol yollarında etkili olup oyunda üstün olmayı amaçlıyordu. Tabii futbol öyle bir oyun ki hesap ve taktik her zaman tutmayabilir. Hele ki hücüm futbolundan ziyade savunma futbolu oynuyorsanız işler zaman zaman daha kötü hale gelebilir. İlerideki üç hücum oyuncusu Fransa adına beklenen fitili bir türlü ateşleyememiş bir de üstüne Çekler devre sonuna doğru bulduğu gollerle soyunma odasına 2-0 önde gitmişti.

İkinci yarı başladığında hazırlık maçı olması sebebiyle tempo düştü. Karşı tarafta Patrick Berger ve efsane Karel Poborsky, savunmaya çekilen Fransa’ya yüklensede dakikalar geçtikçe maç sıkıcı olmaya doğru yol alıyordu. Oyun böyle devam ederken teknik direktör müdahelesi kaçınılmazdı. Jacquet 63. dakikada Martins’i çıkarıp 22 yaşındaki Bordeaux’dan milli takıma çağrılan genç Zinedine Zidane’a şans verdi. Böylece, milli takım kariyerine başlayan bu genç adam aslında maçın sonlarına kadar pek de ortalıkda gözükmedi. 85. dakikaya gelindiğinde yaklaşık 30 metreden bulduğu golle farkı bire indirdi. Ama, genç bir oyuncudan daha çok lider gibi bir olgunlukla bu gole sevinmeyip topu orta sahaya dikti genç Zinedine Zidane. 2 dakika sonra Zidane bu sefer köşe vuruşunda yaptığı kafa vuruşuyla maça beraberliği getirmişti. Bu attığı golle büyük bir sevinç yaşamış, takımın geri dönüşüne verdiği katkıyı doyasıya hissetmişti. Attığı ilk golde ise topa hiç dokunmadan rakibini oyundan düşürmesi ve kullandığı uzak mesafe şutun skorla sonuçlanması herkesi etkilemişti. İzleyenler o andan itibaren karşılarında bir futbolcudan çok bir süperstarın doğuşuna şahitlik ediyorlardı. Tabii bununla beraber Fransa Milli Takımı, Thuram, Desailly, Blanc ve Zidane ile birlikte altın jenerasyonunu kuruyordu. Bu jenerasyon sayesinde Jacquet savunma futbolunu terketmiş elinde daha verimli oyuncuların olması sebebi ile dikine futbolu benimseyerek kendini geliştirme ve değiştirme imkanı bulmuştu.

İrtifa Kaybı

2006 yılında düzenlenen FIFA Dünya Kupası’ndan bahsetmeden önce Fransa Milli Takımı hangi aşamalardan geçmişti. 1998 yılında Dünya Kupası, Fransa’nın ev sahipliğinde düzenleniyordu. Teknik direktör Jacguet yönetiminde Zidane’lı, Thuram’lı, Desailly’li ve Petit’li altın kadro finalde Brezilya’yı 3-0 gibi net bir skorla yenerek kupayı müzesine götürmüştü. Ülkeler bazında Fransa’nın üstünlüğü bariz bir şekilde görülüyordu. Brezilya gibi futbolcu üretim fabrikası olan bir ülkeyi finalde bertaraf etmek ise bu üstünlüğün en büyük kanıtıydı. Zidane’ın turnuvaya ve finale damga vurması, futbolseverlerin kalplerini fethetmişti.

Bir sonraki turnuva 2000 yılındaki Avrupa Futbol Şampiyonası’ydı. Belçika ile Hollanda’nın ortaklaşa düzenlediği bu organizasyonda Fransa’da Aime Jacguet yerine teknik direktörlük görevine Roger Lemerre gelmişti. Dünya Kupası kazanan Jacguet neden ayrıldı diye soracak olursanız aslında bu futboldan ziyade turnuvaya 22 oyuncu mu yoksa 28 oyuncu mu gidecek tartışması üzerinden medyayla çekişmesiydi. Neyse ki Lemerre başa geçerek aslında Jacguet’in mirasını devam ettirdi ve aynı kadroyla yoluna devam etti. Bu turnuvanın finalinde İtalya ile zorlu bir mücadelenin ardından Zidane ve arkadaşları 2-1 kazanarak kupaya uzandı.

2006 yılına kadar Fransa Milli Takımı 2 büyük turnuva daha görecekti. Aslında, kırılmalar da bu turnuvalarda ufak ufak başlamıştı. Horozların futbol hakimiyetinin sekteye uğradığı bu yıllar bir duraklama değil adeta çöküşün habercisiydi. 2002’de milli takımımızın da damga vurduğu turnuvada Fransa, A grubunda Danimarka, Uruguay ve Senegal’le beraber yer alıyordu. ’98 Dünya Kupası ve Avrupa Futbol Şampiyonu apoletleri üzerinde favori olarak buraya gelen milli takımın adeta rütbeleri teker teker söküldü. Düşünsenize Zidane gibi bir efsaneyi izlemek için dünyanın bir ucuna yolculuk yapıyorsunuz ama Fransa grupta gol bile atamadan turnuvaya veda ediyor. Fransız taraftarlar bir yana futbola gönül vermiş herkesi şok eden bir sonuçtu bu. Bu başarızlığın bir yansıması olarak fatura Roger Lemerre’e kesildi ve takımdan ayrıldı. Lemerre’in yerine 2002 yılında Lyon’un başında bulunan ve Fransa’da yılın en iyi teknik direktörü seçilen Jacques Santini takımın başına getirildi. 2002’deki felaketten sonra her şey yolunda gözüküyordu. 2004 yılında düzenlenecek Avrupa Futbol Şampiyonası’na daha umutla bakılıyordu.

Bir Başkadır

Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, Dünya Kupası’na göre daha zor bir gruptaydılar. İngiltere, Hırvatistan ve İsviçre’nin bulunduğu bu  zorlu gruptan lider çıkmayı başardılar. Artık herkes buradan güçlü bir şekilde çıkan takımın yolunun açık olduğunu düşünüyordu. Bir sonraki aşama olan çeyrek finalde turnuvanın sürpriz takımı Yunanistan ile eşleşmişlerdi. Peri masalının 2000’li yıllarda vücut bulmuş haliydi Yunanistan. Aslında Fransa ile eşleşmeleri sonucu artık bu hikayenin de sonlanacağı düşünülüyordu. Ama, hesaba katılmayan bir adam vardı. Otto Rehhagel. Ne yazik ki Rehhagel, savunma futbolunu bela ettiği için belkide modern futbolu uzun yıllar geriye götürdü. Şunu belirtmekte fayda var. Kale önüne otobüs çekme tabiri bu yıllarda ortaya çıkması kendisi sayesindeydi. Sonuç olarak Fransa’da bu futbol anlayışından nasibini aldı ve Yunanistan’a elendi. Tabii, Yunanistan şampiyonanın sonuna kadar gitti ve ev sahibi Portekiz’i de yenerek mutlu sona ulaştı. Fransa açısından bakarsak bu durum bir önceki kadar şok olmasada hoşnutsuzluğu dahada artırdı.

Zinedine Zidane, ilk milli maçından 2006 yılındaki dünya kupası öncesine kadar Fransa Milli Takımı adına hem güzel hem de kötü süreçlerden geçti. Aslına bakarsanız Zizou her turnuva ve her maçta elinden geleni yaptı diyebiliriz. Takıma sonuna kadar katkı verdi ve performansını sonuna kadar zorladı. Sonuçta futbol bir takım oyunu. İyi zamanların olduğu kadar sistemin, taktiğin ve uyumun oluşmadığı zamanlarda oluyor. En nihayetinde futbol sadece Dünya Kupası ve Avrupa Futbol Şampiyonaları’ndan oluşmuyor. Bunların dışında kariyer olarak Zinedine Zidane büyümeye devam ediyordu. Bordeaux’dan Juventus’a transfer olmuş. Burada sayısız kupa kazanıp 2001 yılında o dönem “Los Galacticos” olarak anılan Real Madrid’e katılmıştı. İspanya’da da
lig şampiyonluğu yaşadıktan sonra, UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde Leverkusen’e attığı hala hatırladığımız o muhteşem jeneriklik golle kupayı takımına kazandırmıştı.

Milli takım olsun, oynadığı kulüpler olsun artık taraflı tarafsız herkesin idolu olan Zinedine Zidane oynadığı futbolla kalpleri fethetmişti. Şimdiye kadar oyunu kendisini yarı yolda bırakmamıştı. Sakin kişiliği ve garanti oyunu tercih etmesi sebebiyle kendine olan güveni daha da sağlama almıştı. Artık, herşeye doymuş olan futbolcu 2002 ve 2004 turnuvalarındaki başarısızlıklardan sonra daha çok kulüp kariyerine odaklanmıştı. Bir nevi emeklilik gibi gözüken bu plan, son kulübü olan Real Madrid ile beraber nihayete erecek gibi gözüküyordu.

Beklenmedik Macera

Son avrupa şampiyonasında Jacques Santini’nin takımının Yunanistan’a elenmesi artık son noktaydı. Ülkenin başarısızlığa tahammülü yoktu. Takımın başına o dönem en kuvvetli aday olarak tek dünya şampiyonluğunda forma giyen ve kupayı kazanan takımda yer alan Laurent Blanc gibi gözüküyordu. Fakat, öyle olmadı. Yeni teknik direktör Raymond Domenech seçilmişti. Raymond Domenech tartışılan bir isimdi. Bir kesime göre milli takıma gelmesi tam bir felaketti. İletişimi problemli, savunma futbolu ağırlıklı taktikleri benimsemesi hatta astroloji ve edebiyatla ilgilendiği için futbolcularla aynı dili konuşamayacağını savunanlar bile vardı. Başka bir kesime göre Thierry Henry ve Frank Ribery gibi futbolcuları genç milli takımda keşfetmesi, önceki turnuvalarda hücum futbolunun getirdiği felaketlerden ders çıkararak savunma futbolu ile onun başarılı olacağı kanaatini uyandırıyordu.

Bu tartışmalar arasında peki Domenech ne yaptı? İster sevin ister sevmeyin ama kendisi belkide en doğru şeyi yaptı. Karma bir takım kurmayı planlayarak başarıya ulaşmayı hedeflemişti. Öncelikle artık emeklilik ve tatil planları yapan, jübilesinin nasıl planlayacağı konuşulan Zidane’ı geri çağırarak takımın merkezine koydu. Takımın lideri olarak gördüğü Zinedine Zidane ilk çağrılan isimdi. Daha sonra yine Zidane ile emeklilik planlarını yapmakta olan Makalele ve Thuram’ı da takıma monte etti. Böylece 90’lı yıllarda altın jenerasyonun en değerli isimleri son defa takımı toparlamak için hiç düşünmeden yardıma geldiler.

2006 Dünya Kupası’nda Fransa Milli Takımı, G grubunda yer alarak başlangıcı yapmış oldu. Güney Kore, İsviçre ve Togo ile eşleşen Fransa, eski-yeni futbolculardan oluşan kadrosuyla dominant ve gözlerin pasını silen bir performans sergilemedi. İsviçre ve Güney Kore ile berabere biten ilk iki maç yine akıllara ”Aynı şeyler mi yaşanacak?” sorusunu getiriyordu. Grubun son maçında Togo’yu 2-0 yenen horozlar, İsviçre’nin de Güney Kore’yi yenmesiyle gruptan ikinci olarak çıkmayı başarmıştı. Domenech açısından bakarsak tüm tartışmalara rağmen takımı gruptan çıkarmayı başarmış ve rahat bir nefes almıştı.

Grup maçlarında Thierry Henry ülkesini sırtlarken, sonraki aşamalarda Zidane ‘ın ağırlığı hissediliyordu. Son 16 turunda İspanya’yı 3-1’lik skorla elerken uzatmalarda attığı gol İspanya’ya son darbeyi vuruyordu. Çeyrek finalde ’98 Dünya Kupası’nın iki finalisti karşı karşıya geliyordu. Zorlu geçen maçın ardından bir kez daha Henry’nin attığı golle Fransa 1998 yılındaki rövanşı vermemiş oldu. Yarı finalde Fransa, turnuvaların gediklisi ve Cristiano Ronaldo etkisiyle favoriler arasında yer alan Portekiz ile eşleşti. İlerlemiş yaşına rağmen sazı eline alan Zinedine Zidane, kendisinin kullandığı penlatıyı gole çevirmesi sonucu Portekiz’in kupa hayallerini sonlandırmış oldu. Finale çıkan takımda yer alan Zidane için kupanın kazanılacağı son maç emeklilik maçıydı. Zinedine Zidane, final maçıyla futbolu da bırakacaktı. Onu sevenleri ve hayranları için bundan daha iyi bir son düşünülemezdi.

Takımı buraya kadar getiren efsanenin milli takımı ayağa kaldırması ve kupayı kazanarak emekli olabilecek olması futbolseverleri çok heyecanlandırıyordu. Zidane’ın muhteşem bir gövde gösterisiyle elinde kupayı tutacak olması finalin önemini bir kat daha artırmıştı. Bu düşüncelerin gerçekleşmesi temennisi ve hangi olayların yaşanacağını görmek için futbolseverlerin biraz daha beklemesi gerekiyordu. Zinedine Zidane kupadan önce emeklilik planları yaparken, bu beklenmedik macera onun için en nihayetinde finale gelerek en güzel şekilde sonlanmak üzereydi.

Son Bir Şarkı Daha

Fransa için her şey yolundaydı. Buralara gelene kadar zorlu maçlardan geçmiş olsalarda artık finaldeydiler. Her ne kadar Domenech savunma futbolu ve oyuna geç müdahele etmesi veya hiç etmemesi yüzünden eleştirilsede turnuvanın sonuna kadar takımı getirmesi bu eleştirilerin artık bitmesine ya da cılız kalmasına sebep olmuştu. Takım ve Oyuncular hazırdı. En önemlisi Zinedine Zidane hazırdı. Muhteşem bir kariyerin sonu muhteşem bitecekti. O Zidane’dı ve kimseyi hayal kırıklığına uğratmayacaktı.

Takvim yaprakları 9 Temmuz 2006 ‘yı gösterdiğinde artık herşey hazırdı. Bekleyiş sona ermişti. Çok boğucu ve sıkıcı süreçlerden geçmiş iki takım finalde kozlarını paylaşıyorlardı. Aslında maç çok heyecanlı başlamıştı. İki takım da daha ilk yarının 20 dakikası dolmadan birer gol atmayı başarmıştı. İlk golü Fransa bulmuştu. Malouda’nın ceza sahasında düşürülmesi sonucu kazanılan penaltıyı Zidane, Panenka stiliyle kullanarak gole çevirirken adeta gücünü ve tekniğini ortaya koyuyordu. Bu bir meydan okumaydı aslında. Zinedine Zidane finalde İtalya’ya karşıydı ve kupayı çok istiyordu. Bu golle öne geçen Fransa’ya, İtalya’nın cevabı gecikmedi. Buz adam Pirlo’nun korneri ve Materazzi’nin kafası skora eşitliği getirdi. Bu beraberlik golünden sonra oyun adeta kitlendi. Roller değişmiş gibiydi. Savunmasıyla tanınan İtalya karşı tarafa atak üstüne atak yaparken, 1998 ve 2000 ‘in atak futbolu ruhunu kaybetmiş Fransa, Domenech yönetiminde müthiş savunma yapıyordu. Bu psikolojik savaş 90 dakika boyunca devam ederken iki tarafın oyuncuları yıprandı ve yoruldular. Gerginlik had safhaya ulaşmış, uzatmalar bekleniyordu. İlk uzatma devresi futbol açısından aynı geçerken, ne olduysa ikinci uzatma devresinde oldu. İtalyan defans oyuncusu Materazzi ile bir şeyler konuştuğu görülen Zidane kendi yarı sahasına dönmeye hazırlanırken bir anda geri dönüp Materazzi’nin göğsüne doğru kafa attı. Bu darbeyle yere düşen Materazzi bir süre yerde kaldı. Hakem bu durumu görmemişti ama yapılan uyarı sonucu Zidane, 110. dakikada kırmızı kart gördü ve takımını eksik bıraktı.

Bu öyle üzücü bir durumdu ki, maçı izleyen milyarların -italyanlar hariç- içine bir burukluk getirdi. Zidane’ın oyundan çıkışı, sahayı terkederken tünele yönelip kupanın yanından hiç bakmadan geçmesi, onun sevenlerini tam bir hayal kırıklığına uğratmıştı. Dünya Kupası ile taçlanması umudu bir kaç dakika içinde finali izleyen herkesin gözleri önünde eriyip gitmişti. Bütün bunlar yaşanıp bitmişken maç penaltılara gitmiş, penaltı atışlarında İtalya galip gelerek ve kupayı kazanmıştı.

Düşmüş Kahraman

Materazzi ne söyledi, neler yaşandı bilmiyoruz. Birçok alanda haberler yapıldı. Televizyonlar, gazeteler ve hatta sosyal medya bile olaya katıldı. Ailesine laf atıldığı söylendi, kendisi Cezayir asıllı olduğundan terörist gibi ithamlara maruz kaldığı iddiaları ortaya atıldı. Sonuçta böyle büyük futbolcunun tahriklere kapılmaması gerektiği konusunda toplumda hem fikir olanlarda vardı. Bu olaydan sonra hak verenler ve öfkeli olanlar elbette vardı. Fransa Devlet Başkanı, Zidane’ı destekleyen açıklamada bulundu. Finalden bir gün sonra Elysee Sarayı’nda açıklamada bulunan Jacques Chirac şunları söylüyordu: ”Sevgili Zinedine Zidane dün oynadığın maç belki de kariyerindeki en zor ve en gergin maçlardan biriydi. Sen yaptıklarınla bir ulusu kendine hayran bırakmayı ve etkilemeyi başardın. Bu büyük saygı duyulacak bir olay. Sen futbolun dahisi ve virtüözüsün. Ayrıca, her zaman kalbimizdesin. Adanmışlığın ve mücadeleci ruhun sembolüsün. Bu yüzden Fransa sana hayranlık besliyor ve seni seviyor.”

Tabii devlet başkanının bu övgü dolu sözlerine karşın aynı gün gayet kızgın olan bir gazete vardı. L’Equipe. Gazetenin ana başlıklarında bu hareketin aptalca olduğu, bu olayın dünya kupası finalinin kaybedilmesinin önüne geçtiği gibi yazıların yanı sıra, çocuklarımıza bu hareketi nasıl açıklayacağız gibi sorular soruluyordu. Zidane ise ne övgülere ne de kızgınlıklara karşı bir tepki vermedi. Artık, futbolu bırakmıştı. Yeşil sahanın içinde değil hemen kenarında teknik direktör olarak önünde büyük bir kariyer başlayacaktı.

Kağıt Kesikleri

Bu olay efsane futbolcunun kariyerinde sevenlerini üzen bir hadise. Günümüze baktığımızda finalde yaşanan bu tatsız olay insanların kalplerinde hala sıcak. Almanya’daki turnuva hatırlandığında direkt akıllara gelen bir görüntü. Ama, kariyeri zaferler ve  mücadelelerle geçen bir sporcunun kariyerinde bu bir eksi görülebilir. Öte yandan muhteşem bir kariyerin böyle sonlanmaması gerektiği de tabii düşünülebilir. Ama, şu bir gerçek ki Zidane’ın futbolculuk dönemlerini hatırladığımızda o kupayı keşke alsaydı ve bu şekilde veda etseydi diye bir düşünce hep var olacak. Tıpkı kağıt kesiği gibi. Kağıt kesiği çok acı versede bizleri tamamen yok etmez ama acısı orda bir yerlerde kalır.

Her ne kadar futbolseverleri finaldeki bu tatsız olayla düş kırıklıkları ülkesine götürsede Zidane’ı muhteşem golleri, fedakarlıkları ve Fransa’yı tekrar ayağa kaldırmasıyla hatırlayacağız. Girişte dediğim gibi başarıya, başarısızlığa, mücadeleye ve düş kırıklığına nasıl hüküm verebilirsiniz? Bunun kararını siz kalplerinizde ne hissediyor, aklınızda ne düşünüyorsanız, duygusal veya mantık açısından durumu kesinleştirebilirsiniz. İyisiyle kötüsüyle Zidane’a her zaman saygı duyulmalıdır. Sonuçta Zidane – Zinedine Zidane’dır.

Exit mobile version