Site icon Victory Dergi

Zlatan İbrahimovic: Zlatan’ın Gezegeni

Şimdi ben çıkıp İsveç’in başkenti Malmö dersem beni kim ciddiye alır?

Ya da bir psikolog olarak kalksam haykırsam; “Arkadaşlar, ilim irfanı bir kenara bırakın, Stockholm Sendromu diye bir şey yoktur! Nasıl olsun da rehine, kendisini zapt edene duygusal bir bağ kursun? Ne saçmalıyorsunuz?” desem…

Gülmemek için kendimi zor tutsam da biliyorum. 

Çünkü beni ciddiye alacak bir adam tanıyorum.

Malmö Sendromu

Şimdi siz zannediyorsunuz ki olay hep İsveç’e bağlanıyor. Stockholmler, Malmöler, upuzun köprüler, sevimli mobilyalar… Ama asıl yanılgınız rehine ve Stockholm bağlantısında. Bir insanı zapt etmenin yolu kafasına silah dayamaktan geçmiyor. Bir adam var ki… Ne yapsa, ne etse, ukalalıktan ölse geberse de hepimizi esir alıyor. 

Hanımlar beyler… Karışınızda Malmö Sendromu: Zlatan İbrahimovic! 

Babası 1977 yılında Bosna & Hersek’ten İsveç’e göçtüğünde zat-ı alilerinin annesiyle tanışıp evleniyor. Ve insanoğlunun hayretle baktığı, İsviçreli bilim adamlarının bile kromozomlarına hayran kaldığı, süper über Zlatan’ı dünyaya getiriyorlar. 

Malmö’de büyüyor küçük Zlatan. 6 yaşındayken annesinin aldığı kramponlarla futbola başlıyor. Malmö B takımıyla maça çıkıyor. 4-0 mağlup takımının maçına sonradan girip tam 8 gol atıyor kendisi. 

Sonra kızıp bıraktı futbolu. Çünkü futbol Zlatan’dan büyük olamaz. Rıhtımda çalışıyordu. İşlek bir liman kentinin iyi bir tüccarı olmak istiyordu. Ama futbol tanrıları, tabiri caizse misyonerlik yapacak bir öndere ihtiyaç duydukları açık ki, onu geri istiyorlar. O da üniversiteyi yarım bırakıp, bu defa kendi seçtiği kramponlarla Malmö FF ile futbol hayatına devam ediyor.

Kara Kuşak

Bu bey eski bir tekvandocu. Eski dediğime bakmayın. 17 yaşında siyah kuşağı beline geçirmış. Rıhtımda çalışırken uzun bacaklarına yapılan iltifatlardan rahatsız olarak başlamış savunma sporuna. 2 sene içinde de en yüksek mertebeyi kapı veriyor. Öyle ya, tanrıları övmenize gerek yoktur.

Tekvando’nun esnekliği ve figür kabiliyetiyle sıra dışı gollerin adamı olmak üzere yelken açıyor, çalıştığı rıhtımın karşı kıyılarına. İngiltere’ye attığı o muazzam röveşata şu an hepimizin aklından bir anlık geçedursun; akrep vuruşları, yarım voleleri, olur olmadık uzandığı toplara çıldırmamak mümkün değil.

Egoya Bir Göz Atalım…

Konumuz keşke bu olsaydı da her bir golünü ballandıra ballandıra yaşasaydık beraber. Ancak herhangi bir futbolcu beynini analiz etmek için olağanüstü gayret gerekirken, Zlatan gibi bir figür için bunu gerçekleştirmek en az golleri kadar imkânsız bir hal alıyor. Boşnak asıllı İsveçlimiz gerçek anlamda bir İd-Ego-Süperego üçgeninin iç açıları toplamını sorgulatıyor. Tabii biz Freud tanımlarından, benlik düzeyinde yer edinen egodan söz etmiyoruz. 

Zeki insanın kendine güveni yüksektir. Bir konuşmanın nereye gideceğini kestirir, kafasında söyleyeceği cümleleri kurar, olası ters cevaplara hazırlıklıdır. Diğer kişilerin duraksaması, gözlerini kaçırması onları eğlendirir. Zeki olmanın üstüne bir de yetenek eklenince elimize İbra ve meşhur ukala tavırları kalıyor. 

Bu yazının başına oturmadan çevremde yaptığım ön araştırmada, “Bu ay Zlatan’ı yazıyorum, bana ne söylersin?” dediğim herkesin ortak kelimesi “Bay egoist” oldu. Ibra gerçekten egoist miydi yoksa egoistin anlamı iyi bilinmiyor muydu?

Ego basit bir mevzu değil arkadaşlar. Ego çok tartışmaya konu olmuş, aslında öz güven eksikliğinden kaynaklandığı iddia edilen kocaman bir balon. Özgüveni düşük kişi bunu gizlemek adına kendini övüyor, yani balonu şişiriyor, kendi muhteşem özelliklerini yüzünüze vuruyor ve sizin kötü/yetersiz hissetmenize sebep oluyor. Sonuç basit, kimse onu sevmiyor. 

Ego kıvamını biraz aştığında kişilik bozukluğuna kadar gidebiliyor. Tanısı, “narsistik kişilik bozukluğu” şeklinde konuyor. Narsist insanlar empati eksikliği yaşayan ve talepkâr tavırları hat safhada olan kişilerdir. Çevrelerini manipüle etmeyi çok iyi bilirler. Ve istekleri olmadığında yanlarında olmak istemezsiniz! Bu nedenle narsistlerin çevresi, onların isteklerini yapmayı tercih ederler: “Şunun suratını çekeceğime, suyunu ayağına götürürüm daha iyi!” Çevrenize dikkatle bakın. Böyle birileri mutlaka vardır.

Bir narsistle tartışmaya girmek yorucudur. Görmek istemezse, görmez. Hakkında bir şey bilmediği anlamadığı bir konu hakkında “Bilmiyorum” demez; “Ben falanca konuyu sevmiyorum” der. “Bu muhabbet beni sıkıyor” der ve kaçar. Mükemmel kişiliğine bilmemek yakışmaz.

Aşağılık kompleksi, düşük öz güven. Ne sorun varsa kendine dair en büyük savunma mekanizması yüksek egosu haline gelmiştir. Egoya saklanır. Genelde egosu çok yüksek insanların, çocukluk dönemlerinde her isteklerini yapan aileleri tarafından, prens/prenses gibi davranılarak o ego balonları düzenli olarak şişirilir. Büyüyüp sosyal hayata karıştıklarında bu balonun şişirilmeye devam etmesini beklerler. Başka bir egoistle karşılaşınca egoların çarpışması yaşanır, biri bedelini ağır öder. 

Zlatan Bir Egoist mi? 

Zlatan’ın çocukluk dönemi aile ortamı açısından çok da iç açıcı değildi. Bebek denilecek bir yaşta anne/baba ayrılığı yaşıyor. Hatta bu dönemde ciddi bir ‘anormal derecede zayıflama sendromu’ dahi atlatıyor. Üvey baba ile sıkıntılı yıllar geçiriyor. Büyüdükçe yaşadığı kötü çevrede küçük hırsızlık olaylarına karıştığı da oluyordu.

Bu sıkıntılı dönemlerde futbola sığınıyor. “Futbol benim kurtarıcım oldu” diye söz ediyor geçmişini anlattığı röportajlarında. 

Tehlikeli kasabanın, çete üyesi hırsız Zlatan’ı, yeteneğini keşfettiğinde öz güven balonu şişmeye başlıyor. 

Zlatan Egovic

Kendisine egoist demek bence büyük bir hakaret olacaktır. Çünkü sığ anlamıyla egoistler kendinden başkasını düşünmeyen bireylerin ifadesidir. 

Oysa Zlatan, zihinsel engelliler milli takımının kurulmasına yardımcı olan bir adam. Çocuklar için ücretsiz futbol sahalarına yatırımlar yapan, SMA hastaları için pullar yayınlatan, kendisi ve arkadaşlarının formalarını açık artırmalara sokan bir adam. 14 Şubat 2015’te Caen’e karşı oynanan bir lig maçında, dünyanın dört bir yanındaki açlıktan muzdarip 50 kişinin adını geçici dövme yaptırıp, isimlerini açıklamak için gol attıktan sonra gömleğini çıkaran, bu girişimiyle Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı uyarınca kıtlık konusundaki farkındalığı artırmaya çabalayan bir adam.

Açlığın ne demek olduğunu, çocukken aç kaldığı dönemlerden iyi bildiğini söyleyen İbrahimovic, bir nebze de olsa dikkat çekmeyi amaçladığını söylüyor.

Ego yalnızca bencilliğin ifadesi değil elbette. Bu eylemler bir “tatmincilik- satisfaction” çıktısının ifadesi olarak da tartışılabilir. 

Patron Diyeceksiniz!

İsveç milli takımı soyunma odasından çıkarken, Zlatan’ın sesi duyuluyor: “Kimse konuşmasın!”

Muhabir durmuyor, “Neden buna engel oluyorsun?”

Cevap İbrahimovic’ten beklenecek şekilde geliyor: “Çünkü ben patronum.”

Şimdi hangi takımı ve sporu ele alırsak alalım bu hadisenin bir kaos yaratmasını ya da takım içerisinde bireyin dışlanmasını gerektirecek bir olasılığı karşımıza çıkarır. Ancak Zlatan’da işler böyle yürümüyor. Takım arkadaşları gülüyor, hatta Larsson gelip kendisine sarılıyor ve o takımdan çıt çıkmıyor.

Liderlik bir vasıftır. Bunun tartışılacak yanı, Ajax’ın bir ekol kulüp olmadığını iddia etmek kadar yersiz olacaktır. Futbol, bu kadar kendine has bir oyunken liderlik vasfını sürdürmek de kolay iş değil. Ancak İbrahimovic, hangi kulübü, hangi ülkeyi gezmiş olursa olsun bunu sağlayabilen ve takıma verdiği inanılmaz katkılarla pekiştiren bir şahsiyet. Acaba diyorum Haluk Bilginer yerine Emmy ödülünü de alır mıydı? Vallahi cevabım yok.

2001’de Ajax’a gidiyor. Hem de az buz paraya değil o dönem için. 7,8 milyon avro ödeniyor kara kuşağa. NAC Breda maçında bir gol atıyor ki… Şu an yazıya ara verip o gölü izleyebiliriz.

Yok Böyle Bir Şey

Kısa bir zaman sonra İsveç ve Hollanda karşı karşıya geliyor. Bizimkinin milli takıma seçilmesine şaşırmıyoruz elbette. Takım arkadaşı Van der Vaart’ı sakatlıyor o maçta. Çoğu çevrelerce kasıtlı bir müdahale olarak görülüyor. Formayı kaptırmamak için deniliyor, hırslı deniliyor, egoist deniliyor… Vaart, bilerek yaptığını iddia ediyor. Zlatan’ın cevabı gecikmiyor: “Seni bilerek sakatlamadığımı biliyorsun. Eğer bir daha bana iftira atarsan iki ayağını birden kırarım ve bu seferki bilerek olur!”

Onlar bir şeyler söyleyedursun (tanrıya inanmayanlar); İbra, 18 milyon avroya Juventus’a gidiyor sonrasında. Trezeguet sakatlanınca da 16 gol atıyor elbette. Şaşırılacak iş, İtalya’yı çok sevdi beyefendi. Her futbolcunun hayali olan Real Madrid, Zlatan’a 70 milyon avro teklif etti.

Futbol oynamayı tercih edeceğim” dedi. Evet bunu dedi ve reddetti.

Gitmedi adam gitmedi!

Juve, Seri B’ye düşürülünce “tanrı”yı ikna edemediler. Zeus’un Roma tanrıları arasında işi olamazdı ve direksiyon Inter’e kırıldı. İtalya’da kaldı… Çünkü sevdi be dostlar… Sevdi…

E ne olacak? Yılın futbolcusu ödülünü aldı, en golcü adam oldu, golü yılın golü seçildi, Inter evinde bir maç bile kaybetmedi falan filan…

İnsan ve Aslan

Bir röportajında gazeteci en beğendiği futbolcuları sordu ve Zlatan’da birkaç isim saydı. “Kendini saymadın, hayret!” deme gafletine düştü gazeteci. İbrahimovic de yarım gülüş ile şunu söyledi:

“Aslanlar kendilerini insanlarla karşılaştırmazlar.”

Dev Adam, Dev Kulüpler

Sırasıyla Barcelona, Milan, Paris Saint Germain, Manchester United…

30’lu yaşlarında devlerin arkadaşı olacak kadar büyük bir futbolcu olarak kaldı. Bir ara LA Galaxy’e uğradı. Orada da sansasyonel goller attı.

Kulüpten ayrılırken, “Geldim, gördüm, yendim. Beni yeniden canlı hissettirdikleri için Los Angeles Galaxy’ye teşekkür ediyorum. Zlatan’ı istediniz, ben de size Zlatan’ı verdim. Rica ederim. Hikâye devam ediyor. Şimdi beyzbol izlemeye devam edin” dedi.

Kimse de “Bu adam ne diyor?” demedi. Çünkü haklıydı.

Başarılarını, ödüllerini saymaya gerek yok. Zaten kendisi de bunlarla övünmüyor. İkinci olmakla sonuncu olmak arasında bir fark olmadığını her fırsatta yineliyor.

Ibrakadabra!

Malmö stadının hemen dışında heykeli yaptırıldı. 40 yaşına geldi ve bugün, Milan onu hiçbir yere bırakmadı. İsveççe, Hırvatça, Boşnakça, İngilizce ve İtalyanca’yı akıcı bir şekilde konuşan bir adam Zlatan. İsveç medyası onu Ibrakadabra olarak lanse etse de burun kıvırmayı ihmal etmiyor.

İsveç Dil Kurumu, Zlatan isminden türettiği Zlatanera kelimesini ülkenin resmi sözlüklerine ekleme kararı aldı. Zlatanera, sözlüklerde: “Bir yere hükmetmek, hakim olmak, baskın kuvvet” anlamını taşıyacaktı. İsveç basını, dil kurumunun neolojizm felsefesini kullanarak bu kelimeyi türetirken, basın ise “İbracadabra, futbolun Olimpos’u” bu övgüyü hak etmişti ifadelerine yer verdi.

Zlatan’ın dünyasında kader olgusu var mıdır bilmek mümkün değil elbet… Ancak kendi kaderini kendisi yazan bir futbolcu varsa eğer, karakter ve tüm dinamikleriyle bir başyapıt karşımızda duruyor canım spor.

Pandemi bile uğradı ona… “Dünkü koronavirüs testlerim negatif, bugün pozitif çıktı. Şu an için hiçbir semptomum yok. Anlaşılan Kovid, bana meydan okuma cesaretine sahipmiş. Onun adına kötü bir fikir” demiş bir adamdan bahsediyoruz.

Siz karar verin. Zlatan bencilliğin vücut bulmuş hali mi? Yoksa bu ukalalık kendini baştan yaratan bir insanın var olan yeteneklerini yüksek sesle dile getirme küstahlığından mı ibaret?

Kendin kadar özel futbola selam olsun Ibrakadabra!

“Ben kendi gezegenimden geldim. Zlatan Gezegeni” diyen büyük yetenek;

Futbolu bırakacağın günü merakla bekliyoruz.

Müsaadenle tabii.

Exit mobile version