Site icon Victory Dergi

Yoksa Bahçemin Eski Şanı, Sebebi Koparılan “Metinler”

Kalabalıkların sesi yoktur. Gürültüsü vardır.

Gürültü koptuğunda ise kalabalığa ihtiyaç olmayacaktır.

“Metin olun”. Anlatacağım.

Golsüz, çalımsız anlatacağım.

Sokak 1

Yalnızlıktan çok korkan bir adam. Binlerce insanın bağırış çağırışına aldırmayan, ancak ışıklar söndüğünde yalnız başına kalamayan kocaman bir adam. İlk sokaktan giriyor. Tek başına. Anason sokağın adı. Binalar çepeçevre. Hemen sarıyorlar etrafını. Her binadan biri atlıyor sanki. Sarı bir binadan yüz kişi. Kırmızısından üç yüz kişi. Çünkü 50’lerin İstanbul’unda maça taraftar ve futbolcu kulağında airpods ile değil, can kulağıyla ilerliyor. Anason Sokağı kalabalık, keşmekeş!

Yanına yaklaşıyor birisi “Bugün ne yapacaksın abi? Rakip amansız!”

“Boğuşacağım.”

Elini atmış omzuna bir başkası, ”90’a takacak mısın bugün?”

“Deneyeceğim.”

Yolun sonu bir top ve bir kaleyken; yalnızlık, Anason Sokağı’nda son bulacak kadar derindi.

Metin olun. Sokağın sonuna varıyorlar. Sola dönüyorlar.

Sokak 2

Bülent Eken futbolu bırakıyor. İzmir’e araba almaya gidecek. Giriyor bir sokaktan. Araba pazarına geldiğinde eski bir arkadaşına rastlıyor, “Arabamı senden iyisine mi satacağım? Ancak sen arabaya şu kadar para vereceğine 10 bin ver, şu İzmirspor’da oynayan çocuğu al Galatasaray’a.”

Kol kola giriyorlar Şakayık Sokağı’na. 8-1 biten maçı beraber izliyor ve 7 gol atan çocuğa bayılıyor Bülent Eken. Hemen sokağa geri dönüp arıyor Gündüz Bey’i. Baba Gündüz diyor ki 4 verin, 10 çok. 6’ya ikna ediyorlar. Gerisini ceplerinden tamamlayarak alıyorlar çocuğu. Sokağı birlikte geçiyorlar. Metin olarak. Sağa dönüyorlar.

Metin

Sokak 3

Sümbül Sokak nispeten eski evlerle çevrili. İzmirsporlu çocuk top koşturuyor yıllarca orada. Büyüyor, büyüyor. Kupalar kaldırıyor, yıllarca kırılamayacak gol krallıklarına erişiyor. Yetişkinliğe ulaşıyor. Hep geçtiği sokakta Can Bey Apartmanı’nın önünden seyrederken lacivertlere bürünmüş bir adam bağırıyor. Şükrü Birand ismi. Sesleniyor camdan; “Oğlumun adını Metin koyacağım.”

Ve koyuyor. Lacivert apartman sarıyla, sarı kırmızıyla, kırmızı lacivertle karışıyor. Bartu ailesinin önünde renkler birbirine, dostluklar ebediyete karışıyor. Sokak bitiminde dümdüz ilerliyorlar…

Sokak 4

Ter içinde uyanıyor, yeni doğmuş gibi. Papatya Sokağı sessiz. Havada yağmur var. Sanki futbola Damlacıkspor’da başladığını hatırlatırcasına damlalar vuruyor cama. Orada fark ediyor. Sokak yemyeşil. Ama sahalar çamur içinde. Kirlenecek olmanın korkusuyla, yalnız olduğunu hatırlıyor evde. Sokakta gelecekten gelen bir kavga sesi… İçi sıkılıyor. Damlalar camları döverken gözlerini kapatıyor. Açtığında milyonlarca insan camın önünde. Nasıl sığıyorlar bu binanın önüne? Papatya Sokağı nasıl oluyor da bu kadar insanı taşıyabiliyor?

Camı açıp bağırmak yerine, elini kalbine götürüyor. Hep yaptığı gibi! Sesi duymamak için uzanmıyor dışarı. Boğazları yırtılırcasına bağıran insanları eli kalbinde öylece selamlıyor.

Sokak 5

Her çiçeğin bir ya da birden fazla rengi vardır. Rengârenk çiçeklerin kavga ettiği ise görülmemiş şey! Karanfil Sokak’tan çıktığında bir araba, sanki araba pazarlığı ile hayatlara kazandırılmış bir kokuyu da gerisinde bırakırcasına ilerliyordu o gün. Bilmem kaçıncı viteste yanacak bir kırmızı ışık yok. Sarıda bekleyen de yok. Hep yeşil… Vedalara, ayrılığa atfedilen Karanfil Sokak bittiğinde masmavi boğaz karşılıyor arabayı.

Anlayacağınız her renk, rengârenk o gün sokak bitiminde. Siyah karşılıyor sonra çiçekleri.

Boğazları yırtılırcasına haykıranlara elini kalbine götüren Oktay, boğazları Boğaz Köprüsü’nde yırtıyor. Boğaz’a karşı.

Boğaz’ın İki Yakası

İstanbul’u o tarihten sonra iki kıtaya köprü değil, kokusuz çiçekler ayırıyor.

Yemyeşil bir sabaha uyanamayanların şehri İstanbul’da ise inadına semtin adı da Florya! Her sokağa bir çiçek ismi verilmiş. İnadına!

Elini kalbine götüren yeni yıldızların bastığı çimlerde yazıyor ismi; çok sevdiği Galatasaray, çiçek kokusuna hasret futbol maçlarına hazırlanırken. İsmini taşıyor yıllardır. Ve bağırıyor taraftar: “Taçsız Kral! Metin Oktay! Tek aşkıydı Galatasaray! Senin gibi futbolcuyu unutur mu bu taraftar?”

İşte bu yüzden kalabalıkların gürültüsü yoktur. Gürültü koptuğunda da onu izleyemeyen bizler yalnızca kalabalık edeceğiz. Onca çiçek arasında, her sokak Florya’ya çıkacak yine. Bedenin binalara, çiçeklerin dönüşemediği ormanlara hep bu sokaklardan gelinmedi mi?

Rauf Tamer seslenmiş çiçeklerin arasından ona bir gün sırf bu yüzden, ” Ey Metin Oktay! Sen dünyanın en şanssız adamısın. Çünkü Metin Oktay’ı seyredemedin” diye…

“Yoksa bahçemin eski şanı, sebebi koparılan çiçekler” dese daha mı iyiydi?

Metin olun… Daha iyiydi.

Exit mobile version