Site icon Victory Dergi

Serena Williams: Ne Proje Ama!

Tüm hikâye Richard Williams’ın “Dünya tenis şampiyonu olacak iki çocuk yapalım” cümlesiyle başladı.

Yıl 1979, sıradan bir Pazar günü.

Richard ve karısı Oracane, tüm haftanın yorgunluğunu atmak için televizyonun karşısındayken tesadüfen Tek Kadınlar Tenis Turnuvası’nın finaline denk geliyorlar.

Ekranda Rumen tenisçi Virginia Ruzici, elinde şampiyonluk kupası ve 40 bin dolarlık şampiyonluk ödülü.

40 bin dolar… Hem de bir haftada elde edilen muazzam bir para.

Lousiana’da doğan, annesi ve babası pamuk işçiliği yapan, çocukluğu fakirlik içinde geçmiş olan Richard için hayali bile kurulamayacak kadar büyük bir para.

Peki Richard Williams kim mi?

Tenisle az çok ilgili olan herkesin tahmin edeceği gibi… Dünya tenis tarihine damga vurmuş iki kardeş; Venüs ve Serena Williams’ın babaları. Ayrıca ilk antrenörleri.

Bir cümleyle başlayan ve hâlâ devam eden, rüya gibi bir “projenin” sahibi. Bir vizyoner. Hayallerini gerçekleştirmek için asla pes etmeden planlar yapan ve kendine has metotlar geliştiren, sonunda da kimsenin tahmin bile edemeyeceği yerlere gidecek hikâyenin baş mimarı.

“Çocuklara Tenisi Kim Öğretecek?”

Richard Williams’ın, Dünya spor tarihine damga vuracak ‘projesinin’ ana karakterleri Venüs’ün 17 Haziran 1980’de ve Serena’nın 26 Eylül 1981’de dünyaya gözlerini açmalarıyla projenin ilk bölümü tamamlanıyor.

Çocukların büyümeleri ve tenis oynamaya başlayacak yaşa gelmeleriyle Richard kendi kendine soruyor:

“Çocuklara tenisi kim öğretecek?”

Zorlu bir çocukluk geçiren Richard’ın haliyle tenisle ilgili yeterli bilgisi yoktu. Fakat işin ucunda çok ama çok para olduğunu gördüğü için bir yolunu bulacaktı. Çocuklara tenisi kendisi öğretecekti.

Öncelikle, onlarca sayfalık bir eylem planı kaleme aldı. Çünkü böyle büyük bir hedefe muazzam bir plan olmadan ulaşamayacağının farkındaydı.

Tenisle ilgili videolar izlemeye, notlar çıkartıp bir öğrenci gibi kendini işin inceliklerini öğrenmeye adadı.

Harcayacak çok parası olmadığı için eski raketler ve toplar satın aldı. Halka açık, belediyeye ait kortlarda önce kendisini sonra da çocukları eğitmeye başladı.

Yıllar sonra yapılan birçok röportajda, zorlukların ve olumsuzlukların kendisini ve çocuklarını hiçbir zaman yıldırmasına izin vermediğini söyleyen Richard’ın prensesleri, bugün toplamda 30 tekler Grand Slam zaferine sahipler. Evet 30 Grand Slam tekler şampiyonluğu… İnanılmaz.

Serena, Venüs ve babaları

Serena’nın Önlenemez Yükselişi

Serena ilk profesyenel maçına çıktığında 14 yaşına girmesine iki gün vardı. Yaşı küçük olmasına rağmen beklentiler oldukça yüksekti. Ne de olsa o bir projeydi. Hem de oldukça büyük emekler verilen binbir zorlukla hayata geçirilen bir proje.

Serena bu baskıyla mücadele etmeyi başarmıştı. Kendisinden beklenenlere karşılık vermeye, bu zorlu arenada adından söz ettirmeye başlamıştı.

Henüz 16 yaşındaydı ve Dünya sıralamasındaki ilk 10 oyuncudan 5’ini yenmeyi başarmıştı. Sıralamada 20 numaraya yükselmişti.

Eminim birçok oyuncu o dönemlerde “Nereden çıktı bu kız?” diye mutlaka düşünmüşlerdir. Ve başlarına geleceği az çok tahmin etmişlerdir.

O sıralarda kortlarda fırtına gibi esen ve Serena’nın en büyük rakiplerinden birisi olan, 4 Grand Slam turnuvasını da (Avustralya Açık, Fransa Açık, Wimbledon ve Amerika Açık) kazanmış ablası Venüs Williams’la oynadığı ve onu mağlup etmeyi başardığı gün, en tepeye ulaşacağını ve orada uzun süre kalacağını herkese göstermiş oluyordu.

Serenafobi

Sporda bazı rekabetler vardır ki tadından yenmez. Branş fark etmeksizin, tüm Dünya bu rekabetlere odaklanır. Teniste de böyledir. Nasıl ki erkekler tenisinde Federer-Nadal rekabetinin yerine bir şey koymak zorsa Serena-Sharapova rekabeti de güzel bir yemeğin üstüne yenen tatlı gibiydi. İzlenmeye doyulamayan görsel bir şölen…

1.88’lik Rus tenisçinin, 120 desibeli aşan çığlıklarıyla Serena’ya meydan okuduğu o yılları eminim hepimiz özlemişizdir. Zira, özellikle kadınlar tenisinde böyle bir rekabeti çok uzun süredir göremedik. Bu da o yıllara olan özlemimizi birkaç kat daha arttırıyor.

Sharapova’nın 2004 yılında, henüz 17 yaşındayken Wimbledon finalinde Serena’yı mağlup edip şampiyonluğu elde ettiğinden ve Dünya spor medyasının ilgi odağı olduğundan beri, bu eşleşme spor dünyasındaki en ilgi çekici eşleşmelerden birisi olmuştur. Ve hafızalarımızda hep böyle kalacaktır.

Sharapova her ne kadar tenis kariyeri boyunca ‘serenafobi’ ile uğraşmak zorunda kalsa da eminim geriye dönüp baktığında Serena’nın kendi kariyerine çok büyük bir katkı sağladığını inkâr etmeyecektir. Çünkü Serena gibi bir şampiyonla mücadele etmek için her zaman performansınızı üst düzeyde tutmanız gerekmektedir. Eğer en formda halinizle Serena’nın karşısında değilseniz cezayı kesen taraf değil, ödeyen taraf olursunuz.

İnanılmaz Rakamlar

Profesyonel turnuva oynamaya başladığından beri Serena; bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, güçlü servisleri, rakibe kortu dar eden forehandleri ve öldürücü backhandleriyle arka arkaya inanılması zor bir performansa imza attı.

7 Avustralya Açık, 3 Fransa Açık, 7 Wimbledon ve 6 Amerika Açık şampiyonluğuna imza attı. Toplamda 23 Grand Slam kazandı.

2017 yılında Avustralya Açık’ta ablasına karşı set vermeden kazandığı 23. Grand Slam zaferiyle yaşayan efsane Steffi Graf’ı geçen ve açık dönemin en çok Grand Slam tekler şampiyonluğunu elde eden kadın tenisçisi oldu.

90’lı 2000’li ve 2010’lu yıllarda elde edilen 23 Grand Slam zaferi, olimpiyatlarda elde edilen 1 tekler, 3 çiftler altın madalyası Serena’nın ne kadar büyük bir sporcu olduğunun, herkes için tartışmasız kabul görmesini sağlıyor.

Serena, sadece tenis dünyası için değil, spor dünyası için de harika bir örnek.

Uzun yıllar boyunca bu istikrarda yüksek performans sergilemek ve hâlâ çabalamak herkesin harcı olmasa gerek.

Serena’nın zihin yapısını çözmek, hangi değerlere sahip olduğunu idrak etmek ve elde edilmesi oldukça zor başarıları nasıl elde ettiğini anlamak için kurduğu şu cümlesi herhalde yeterli olacaktır:

“Grand Slam turnuvalarını kazandım çünkü bunu çok istemiştim. Bazı turnuvalarda form durumu en iyi olan ben değildim ama kazanmayı herkesten çok istedim. Sanırım şunu söylemek yerinde olacaktır; tüm kariyerim boyunca çeşitli aşamalarda kazanmayı bu gezegendeki diğer tüm insan evlatlarında daha fazla istedim.”

Proje Sona Erdi Mi?

Steffi Graf’ı 23 Grand Slam tekler şampiyonluğuyla geride bıraktı Serena. Bu kategoride geçmesi gereken tek bir isim kaldı. O da 1977 yılında kortlara veda eden Avustralya’lı Margeret Court.

Her ne kadar açık dönemin en çok Grand Slam tekler zaferini elde eden kadın oyuncusu olsa da Serena tarihe kırılması imkânsıza yakın bir not daha düşürmek istiyor.

Aslında Serena’nın hedefine ulaşabilmesi için bu şans 4 kez ayağına gelmişti. Ama 2018 Wimbledon’da Angelique Kerber’e, 2018 Amerika Açık’taki olaylı maçta Naomi Osaka’ya, 2019’da Wimbledon’da Simona Halep’e ve yine 2019’da Amerika Açık’ta Bianca Andrescu’ya hem de bir set bile alamadan kaybederek sayıyı 24‘e çıkartmayı başaramamıştı.

Bu yıkıcı süreçten oldukça etkilenen ama ayağa kalkmayı bir kez daha başaran, tarihe adını altın harflerle kazımış bir sporcu olarak Serena Williams’ın hikayeyi mutlu sonla bitireceğine inancım söylediği şu sözlerinden geliyor:

“Kaybetmeyi sevmiyorum. Hiçbir konuda. Beni geliştiren zaferler değil yenilgiler oldu. Kazanmak Tanrı’nın ödülüyse kaybetmek de öğretme biçimidir”

Bence Serena bu yenilgilerden çıkarttığı derslerle, tecrübesiyle ve en önemlisi de kazanmaya olan tutkusuyla ’projeyi ’en iyi şekilde tamamlayacaktır.

Zaten böyle bir hikâyeye de mutlu bir son yakışır.

Exit mobile version