Site icon Victory Dergi

Scottie Pippen: Batman’in Robin’i

Scottie Pippen, basketbol tarihinin gördüğü en yönlü ve yetenekli oyunculardan biriydi. Oyunu bir orkestra şefi gibi yönetebilir, uzun forvet gibi ribaund alabilir, şutör guard gibi şut atabilir ve rakibini kilitlercesine savunma yapabilirdi. Scottie, günümüz basketbolunun çok yönlü oyuncu tanımlamasının 90’lı yıllardaki en başarılı örneğiydi. Kısacası bir takımın kahramanı olmak için tüm yetkinliklere sahipti. Bu meziyetleri sahada göstermekten de hiç çekinmezdi. Onun en büyük şanssızlığı, tarihin en rekabetçi ismi Michael Jordan ile aynı takımda oynamasıydı. Bu sebepten dolayı hep Batman’in Robin’i gibi en iyi yardımcı oyuncu olarak lanse edildi.

Unutulmamalıdır ki onun Jordan’sız yüzüğü olmadığı gibi, Jordan’ın da onsuz yüzüğü yok.

Zor Bir Çocukluk

Scottie Pippen, 3500 nüfuslu Hamburg, Arkansas’ta 12 çocuğun en küçüğü olarak dünyaya geldi. 2 odalı bir evde fakir ama birbirine kuvvetle bağlı bireylerin bulunduğu bir ailede yetişti. Mutlu bir çocukluğu olmasına karşın ailesinde peş peşe gelen iki üzücü olay ile sarsıldı. Ağabeyi Ronnie, lisedeyken bir kaza sonrasında felç oldu. Bu nedenle ömrünün geri kalan bölümünü tekerlekli sandalyede geçirmek durumunda kaldı. Ardından Scottie 9’uncu sınıfa giderken, kâğıt fabrikasında işçi olarak çalışan babası Preston kalp krizi geçirdi. Bu olaydan sonra kısmen felç olan Preston, konuşmakta zorlanmaya başladı ve sağlık problemleri gün geçtikçe arttı.

Bu iki olay Pippen ailesini çok derinden etkiledi. Scottie ise hem basketbol hem de Amerikan futbolu takımında yer alıyordu. 185 cm boy ve 61 kilo ile onu değerlendirenler tarafından cılız bulunuyordu. Ailesinin ekonomik sıkıntılarından dolayı verimli beslenemiyordu. Oynadığı konferanstaki son senesinde en iyi takıma seçildi ama konferans çok zayıf olduğu için hiçbir kolejden teklif alamadı. Sadece Güney Arkansas Üniversitesi onu denemek için çağırdı ve onlar tarafından da yeterli bulunmadı. Sonrasında lise koçu, Central Arkansas Üniversite’nden Don Dyer ile iletişime geçti. Scottie’nin doğru yönlendirmelerle, çok iyi yerlere gelecek bir potansiyeli olduğunu anlattı. Basketbol bursu değil ama devlet bursu ile Scottie takıma menajer olarak getirildi. Fakat menajer olarak gelmesi menajerlik yaptığı anlamına gelmedi elbette. Bir şekilde takıma entegre olması için menajer olarak gösterildi. Soyunma odasında dolapları temizledi, takım oyuncularına havlu taşıdı, kollarında izler kalmasına sebep olan okul sıralarına kaynak yaptı.

Scottie Pippen

Hanedanlığa Giden Yol

Zaman aktı ve takımdaki bazı oyuncular başka takımlara gitmeye başladılar. Ardından Koç Dyer, Scottie’ye süre vermeye başladı. Seneler geçtikçe fiziksel olarak gelişmeye devam eden Scottie, artık daha güçlüydü ve 5 pozisyonu da oynayabiliyordu. Üçüncü yılında All American takımına seçildi. O dönemde sadece Bulls menajeri Jerry Krause onu takip ediyordu. Krause onu antrenmanlarda denedikten sonra Pippen gibi çok yönlü bir oyuncuyu kaçırmaması gerektiğine karar verdi. Fakat yaptığı teklifte Scottie ile anlaşamadılar ve Scottie farklı turnuvalara katılmaya karar verdi. Katıldığı turnuvalarda iyi performans gösteren Pippen, birçok takımın radarına girmeyi başardı. Krause gün geçtikçe ona daha da hayran oluyordu. Scottie Pippen, 1987 draftında Seattle Super Sonics’in tercihi oldu. Sonrasında Krause, kafasına koyduğunu yaptı ve tarihin en iyi ikililerinden birini oluşturmak üzere, Olden Polynice karşılığında onu Chicago Bulls’a takas etti.

Scottie’nin Bulls ile imzaladığı ilk kontrat 6 yıllığına 5 milyon dolardı. O zamanların koşullarına göre iyi bir kontrata imza attığını düşünen Scottie, verdiği uzun süreli kontrat kararlarının pişmanlığını ilerleyen yıllarda yaşayacaktı. Pippen çaylak sezonunda vasat bir performans ortaya koydu ve insanlar onun NBA baskısını kaldıramadığını konuşmaya başladı. Antrenmanlarda sürekli eziliyordu. Fakat Scottie vites artırarak tüm bu eleştirileri göğüsledi. Doug Collins’in onu ilk beşte başlatması ile de ritmini yakaladı. İşte bu eşik noktasından sonra Jordan’la nasıl bir ikili olacağının ilk belirtileri ortaya çıkmıştı.

NBA Play-Off serilerinde, Detroit Pistons’a kaybedilen yılların ardından Doug Collins ile yol ayrımına gittiler. Ardından, Phil Jackson takımın başına geçti. Yeni oyun düzenine alışılmasının ardından ciddi bir takım kimliğine bürünen Chicago Bulls, üst üste 3 sezonu şampiyon tamamladı. Scottie ve Michael, Bulls’un en önemli iki yapı taşıydı. Bu başarılı dönemin ardından Jordan’ın basketbola ara vermesiyle Scottie Pippen, Bulls’a liderlik etti. Fakat bu liderlik şampiyonluk getirmeye yeterli olmadı. Ardından Jordan’ın parkelere geri dönmesiyle 1996, 1997 ve 1998 senelerinde de Bulls şampiyonluk yüzüklerini taktı. Yine üç yıl üst üste ipi göğüslediler.

“Sakatlanma ve gelirimden olma riskini almak istemedim. Bizimkilere bakabileceğimden emin olmak istedim.” – Scottie Pippen
Tercihler ve Sonuçları

Scottie’nin kariyeri ile ilgili en tartışmaya açık konulardan biri, hiç şüphesiz imzaladığı kontratlardı. 1997-98 sezonunda Bulls ekibinde skor, ribaund ve oynama süresi olarak ikinci sırada olan Pippen, maaş olarak ise altıncı sıradaydı. NBA’de en yüksek maaşlı oyuncular sıralamasında ise 122’nci sırada yer alıyordu. Arkansas’ta 12 çocuklu yoksul bir ailede büyüyen Pippen’ın en büyük isteklerinden biri, ailesinin refahını sağlamaktı. Bu sebeple, gelir güvencesi olması için Bulls’tan ayrılana kadar uzun süreli sözleşmelere imza attı.

NBA’de artan gelirler, oyuncuların da gelirlerinin artmasına sebep oldu ama Scottie bu artış furyasından faydalanamadı. Kurumsal ve idari bir yapı ile yönetilen Bulls camiası, kontrat iyileştirilmesi yapmaya da yanaşmadı. Bu durum Scottie’nin, Bulls yöneticisi Jerry Krause ile sorun yaşamasına yol açtı. Bulls’taki son döneminde ameliyat geçirdikten sonra bir daha geri dönemeyeceğini söylediler ama o dönmeyi başardı. Bulls sonrasında Rockets ve Blazers forması giyen Pippen, 2004 yılında Bulls forması ile profesyonel basketbol kariyerini noktaladı. Bu final, basketbol tarihinin en başarılı kariyerlerinden birinin vedasıydı. Nihayetinde Bulls’tan sonrasındaki kontratları ile 100 milyon doları aşan bir servetin de sahibi oldu.

NBA tarihinin en iyi 50 ismi arasında yer alan Scottie, çocukluğundan beri yaşadığı tüm zorluklara rağmen 6 NBA şampiyonluğu ve 2 olimpiyat altınının sahibi oldu. Bununla birlikte hem kendisi, hem de ailesi için yaptıklarıyla “Hall of Fame” listesinde yer alan bir kahraman olarak basketbol tarihindeki yerini aldı.

Exit mobile version